Gerçek Kulis - Erdoğan Nesimioğlu BEN DEĞİL 'BİZ' DİYEBİLMEK
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Erdoğan Nesimioğlu 24.02.2014 - 16:35

BEN DEĞİL 'BİZ' DİYEBİLMEK

Evet, içinde yaşadığımız dünyada “Ben” egosunu aşmak öyle kolay değildir, hele “Biz” diyebilmek bir erdemlilik, bir hoşgörü, bir yüreklilik ve bir “Paylaşım” duygusunun dışa yansımasıdır.

Rasyonel Haber Gazetesi’nde Adil Giray’ın bir yazısını okudum.

Gerçekten de güzel bir yazı.

Burada, “Ben” yerine “Biz” diyen Pankobirlik Genel Başkanı Sayın Recep Konuk’un insanları “Biz” diyerek kucaklamasının örnekleri verilmiş.

Ben, zevkle okudum sizlerin de zevkle okuyacağınızı ümit ederek, Adil Giray’ın yazısını bu hafta köşeme taşıdım.

Belki, bizlerde bu “Ben” egosundan kurtulup, “Biz” diyebilme erdemine ve yürekliliğine ulaşırız.

Noktasına, virgülüne dokunmadan bu güzel ve anlamlı yazıyı sizlere aktarıyorum;

***

Biz Demek Kocaman Yürek İster

“İnsanoğlunun en temel özelliğidir dünyaya kendi penceresinden bakmak. Kendi hayat standardı yükselmişse herkesin yükseldiğini sanır. Kendi kurtuluşunu herkesin kurtuluşu sanır. Kendisi refaha erince herkes refaha erdi diye düşünür. Hayatı zorluklarıyla göğüsleyenlere gözlerini kapatır da hep kendisinden daha müreffeh yaşayanlara özenir. Halbuki toplumsal huzurun en temel şartıdır tek tek fertlerin refahının yükselmesi yerine toplumun herkesim ve kişisinin refahının yükselmesi.

Topyekûn kalkınmada birinci görevin devlette olduğu tartışmasızdır. Ancak bu tek başına yeterli mi? Yetmez. Hayata sadece kendi penceresinden bakmayan, kendi hayat standardı yükselince başkalarının da hayat standardının yükseldiğini peşinen kabullenmeyen, hatta bir lokma ekmek, bir kuru soğanla sofra kuranların sofrasına bir katık daha eklemek için kendi hayat standardından fedakârlık eden, zamanını kendisi için parlak bir gelecek inşa etmek yerine, gönülden edilecek bir dua için topluma hizmete vakfeden, kısaca ben yerine biz demeyi tercih eden insanlara da ihtiyaç vardır. Bu topraklar, bu toprağın insanı ve bu toprakların geleceği için hayatını milletine ve ülkesine vakfetmiş ismini bildiğimiz bilmediğimiz, saymakla bitmeyecek kadar ben yerine biz demeyi tercih eden gönül ehli ile doludur.

Kimi manevi dünyamızı inşa etmiş, kimisi bu toprakların bereketine bereket katmak için kendi işini gücünü bırakıp “o büyük bize hizmet” için kendine yol çizmiştir. Dualarımız onlarla.

Ben yerine biz deme erdemini sergileyen isimleri hatırlamak için çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Halen yaşayan, hala ben yerine biz demeyi tercih eden ve o büyük biz için çalışanlar var. Hatta biz dediği için üzerine çullanılmasına rağmen biz demeye devam edenler var.

Örnek mi? Mesela Recep Konuk.

Ne yapmış Recep Konuk?

Konya Şeker’in başına geçip çiftçiye 14 senede 30’dan fazla üretim tesisi kazandırmasından, 40 milyon dolar borçla devraldığı şirketi 2,3 milyar dolar yatırım yapar hale getirmesinden, 1.500 kişiye ekmek veren kurumda 6.000 kişinin elinin ekmek tutmasını sağlamasından, yüz bine yakın çiftçiyi ürettiğim ürün elimde kalır korkusu yaşamadan üretebilir hale getirmesinden, tüm ülkede tarım sektörü geriye giderken, Konya çiftçisini tarlaya dört elle sarılır duruma ulaştırmasından, pancara, patatese, mısıra, arpaya, buğdaya, ayçiçeğine, süte en iyi fiyatı Konya Şeker’in vermesini sağlayacak yapıyı oluşturmasından söz etmeyeceğim.

Onlar zaten bilinen işler. Bir de bilinmeyenler var. Konuk’un kendi hayat standardını yükseltmek yerine, istemem tek bana yağacak rahmeti diyerek, zahmeti tercih etmesi var.

Konuk, Çumra’nın bir köyünde hayata adım atmış. Yokluğu görmüş. Kaderi yokluk olanların içinde büyümüş. Köye ve tarlaya refahın ulaşması için birilerinin el uzatması gerektiğini, birilerinin bir şeyler yapması gerektiğini yaşayarak öğrenmiş. Birilerinin ben yerine biz demesi gerektiğini zihnine yerleştirmiş.

Nereden mi biliyorum, bir büyük gazeteye verdiği röportajdan. Söyle diyor Konuk;

“Ben köy çocuğuyum. Kerpiç evde doğdum. Benim için kerpiç ev, üç öğün yufka ve yağsız keş peyniri ile karın doyurma hatıralarımda kaldı. O yufkanın, keş peynirinin tadını özlüyorum. Kerpiç evin kokusunu da özlüyorum. Birkaç gün gidip o ortamı teneffüs ediyor, yufka ve keş peyniriyle ağzımı tatlandırıyorum. Ancak Anadolu’nun o köylerinde çocuklar 365 gün, üç öğün tarhanayla, katıksız yufkayla yetinmek zorunda kalıyor. Kışın ayazında çocukların üzerinde taklit yazlık tişörtler kat kat modayı takip için giyilmiyor. Oralarda yazlık kışlık gardıroplar yok. Birilerinin bunu değiştirmek için suyun akışının tersine yüzmesi gerekiyor. Konya Şeker olarak biz de bunu yapmaya çalışıyoruz. Bizim de bize göre iddiamız büyük. Dinsin istiyoruz, içimiz eziliyor ancak Anaların gözyaşlarına alıştık, hiç değilse babaların gözü yaşlı olmasın istiyoruz. Köylerdeki çocuklar için gardırop talebimiz yok ama kar veya güneşe göre de giyinebilsinler istiyoruz. Köylerdeki o çocuklar karın tokluğu ile yetinmek zorunda kalmasın, beslenebilsin istiyoruz. Meşhur hikâyedir, Nemrut Hazreti İbrahim’i yaktırmak için o güne kadar görülmemiş büyüklükte bir ateş yaktırır. Alevleri göklere ulaşan bu ateşe doğru aceleyle su taşıyan karıncaya başka bir karınca sormuş, ne yapıyorsun diye. Karınca cevap vermiş, ateşi söndürmek için su taşıyorum. Bu kadarcık suyla bu ateş söner mi diye tekrar sormuş öbürü. Karınca söndüremesem de safım belli olur sözleriyle yoluna devam etmiş. Biz hem yangını en azından kendi hinterlandımızda söndürüyoruz hem de safımız net ve olmamız gereken yerdeyiz.”

Konuk niye ben yerine biz demeyi tercih ettiğini bu sözleriyle izah ediyor. Biz demek sadece kuru bir sözden ibarette değildir Konuk için. O öğretmen olarak hayata atılmış. Ancak benim tuzum kuru varsın başkalarının ki yaş kalsın dememiş, önce dönmüş memlekete tarım ürünleri ticaretine başlamış. 4 sene Çumra’da vergi rekortmeni olmuş. Allah’ın yürü ya kulum dediği yolda yürüyüp malına mal, mülküne mülk katabilecekken, önüne herkese hizmet kapsı açılmış Belediye Başkanlığı yapmış. Orada da ben kurtuldum her kes kurtuldu diye düşünmemiş, gözünü de gönlünü de hayatı zorluklar içinde göğüsleyenlerden ayırmamış.

On sekiz arkadaşıyla Çumra Şeker A.Ş.’yi kurmuş. Ruhsatını almış, projesini çizdirmiş yatırım aşamasına gelince de o fabrikanın el uzatacağı çiftçiye hediye etmiş. Ben yerine biz demek işte böyle bir şey. Kendini büyütmek yerine el birliği ile büyümeyi tercih edersiniz. Malınıza mal katmak yerine, milletin sofrasına katık eklemekte huzuru bulursunuz. Birlikte ticarete atıldıklarınız, yanınızda çırak olarak başlayanlar keyfi kendilerine keder eder, varlığına varlık katarken siz terk ettiklerinize hayıflanmak yerine daha çok gönle ve haneye şefkat ve rahmet eli uzattıkça refaha erer, zenginliği daha çok haneye ulaşmak olarak tarif edersiniz.

Ben yerine biz deyince fedakârlığın sınırının nerelere varabileceğini de aynı röportajında şu sözleriyle anlatıyor Recep Konuk, “bir amme hizmetine talipseniz siz de aileniz de baştan şunu bilecek, yan gel Osman bir dönüm bostan diyemezsiniz buralarda. Mesai bitti de diyemezsiniz. Buralar, bu kurumlar 9-18 mesaisi ile idare edilecek yerler değildir. Üzerinize adı mesuliyet olan bir gömlek giyiyorsunuz ve bu gömlek ağır bir gömlek, kıymetli bir gömlek buna ne leke bulaştırmaya hakkınız var ne de üzerinizden çıkarma lüksünüz var. Emaneti üzerinizden çıkarana kadar ilk günkü paklığıyla ve hakkını vererek taşımak mecburiyetindesiniz. O nedenle aileniz de çevreniz de taşıdığınız emanete saygı duyacak. Sizin kadar onlar da titizlenecek ve asıl fedakârlığı onlar yapacak. Allaha şükür benim ailem benim genç yaşımdan beri fedakârlığa alıştılar. Acı günlerde. Kardeş kavgasına gençlerin kurban gittiği dönemde. Ben bir böbreğimi kaybettim. Onlar ömürlerinden ömür feda ettiler. Belediye Başkanı oldum, çocukların nasıl büyüdüğünün farkına bile varamadım. Amme hizmeti fedakârlık gerektirir. Bunu aklımdan asla çıkarmadım. Çumra Şeker’in kuruluşuyla ilgili süreci çok kısa paylaşmak istiyorum. Çumra Şeker’in ruhsatı Çumra Belediye Başkanlığım dönemimde on sekiz arkadaşımla kurduğum Anonim Şirket tarafından alınmıştır. Projesi bizim cebimizden harcadığımız para ile hazırlatılmıştır. Şeker sektöründe kıymetli olan kuru fabrika değildir. Fabrikanın kotasıdır. Ve şeker sektöründe bir fabrika için ton başına rayiç yaklaşık 1.500 Dolar seviyesindedir. Ve o şirketin ruhsatlandırdığı fabrikanın bugünkü rayiçle değeri 350-400 Milyon Dolardır. 15 arkadaşım ile yatırım aşamasına kadar getirdiğimiz o projeye ortak olmak isteyen hem finans kuruluşları hem de uluslararası kuruluşlar mevcuttu. Biz ne yaptık, ruhsatı da, projeyi de Konya Şeker’e bedelsiz şekilde devrettik. Bir söz karşılığında. Bu fabrika yapılacak sözü karşılığında. Konya Şeker’in gerçek sahiplerine biz o ruhsatı verdik. Konya Şeker’in sahipleri kim, üreticiler. Yani pancar kooperatifi ortakları. O sözü verenler o sözün gereğini yapmadı veya yapamadı. Allah bize Kooperatif Başkanlığını ve Konya Şeker’in Başkanlığını nasip etti. Başkalarından aldığımız ve sürüncemede kalan o sözü yerine getirmek de bize nasip oldu. Bu anlattıklarımı kimse yanlış anlamasın. Ben demeyi sevmiyorum sadece şunu söylemek istiyorum, ammeyle paylaşılmış bir göreve talip olduğunuz da fedakârlığın sınırı yoktur ve olmamalıdır.”

Aslında bu sözlerin üzerine eklenecek bir şey yok. Ama biz daha fazlasının da olduğunu biliyoruz. 4 sene vergi rekortmenliği ile süslenmiş iş hayatını bırakmaktan, kendi kurduğu milyonlarca dolarlık şirketi bedelsiz devretmekten, malına mal, mülküne mülk katma fırsatını elinin tersi ile itmekten, eldekini paylaşmak bir yana dursun vermekten daha büyük fedakârlık mı olur sorusunu duyar gibiyim. Olur, olur. Bunlardan daha zoru, sizi yıldırmak için üzerinize çullanıldığında bu işin rahmetine değil zahmetine âşık olduğunuzu ispatlamak zorunda kalmanızdır.

Her yıl Maliye Bakanlığı’nın, Sanayi Bakanlığı’nın, Ticaret Bakanlığı’nın, Tarım Bakanlığı’nın, Birlik Müfettişlerinin denetimi altındayken, bal tutup parmak yalamayı kendisine hayat felsefesi edinmiş birileri çıkar, mal mülk hesabı yapmayanlara haydi hesap ver der. İçiniz burkula burkula mahkemelerde aklanırsınız. Bir kere aklanmanız da yetmez, defalarca aklanırsınız. Yani millete vakfettiğiniz zamanınızın önemli bir kısmını halis niyetlerinizi ispat için harcarsınız.

En başta ne demiştik, insanoğlunun en büyük özelliği hayata kendi penceresinden bakmasıdır. Kendi hayat standardı yükselince herkesin standardının yükseldiğini sananların, hayatta tek gayesi kendini kurtarmaktan ibaret olanların, ben demekten biz demeye fırsat bulamayanların anlayacağı erdemler değildir bunlar.

Ben yerine biz demek kocaman bir yürek ister, suyun akışına karşı yüzecek kuvvet ister. Hem kocaman yüreğin hem de yılmaz tavrın için teşekkürler Recep Konuk.”

YORUMLAR

Şakir Nasreddin UÇAR

Gecesini gündüze katıp, Dünyalık işleri bir yana atıp ,sadece ve sadece ‘’Anadolu coğrafyasındaki dar gelirli üreticilere nasıl katkı sağlarım ‘’diyerek dik duruşundan taviz vermeyen Yürekli adamdır Recep Konuk.

OĞUZ KAĞAN

Recep KONUK denilince aklıma Türk Çiftçisine ilham veren LİDERLİĞİ gelmektedir. MAL VARLIĞI yerine HİZMETİ seçen bir liderin neleri başarabileceğine hepimiz şahitlik etmekteyiz. Engellemeler karşısında yılmayan, her engelin ardından Yüksek Başarı ile geçen ve yaşamı boyunca ‘’halka hizmet hakka hizmettir’’ anlayışını benimseyen çok değerli bir şahsiyettir.

Adile Güler

Sayın Recep Konuk’un konuşmaları, bir doktorun reçetesi misali ağrıyan yanlarımıza çok iyi geliyor. Hülasa Sayın başkan üreticinin derdini çok iyi biliyor. Bunun da bana göre tek bir nedeni var. Sevgili başkanımız bizim derdimizi kendine dert ediniyor. Sonuç olarak bu reçete Anadolu Tarımını çok yakın gelecekte bir numara yapacaktır.

Tercan Harmancı

Pankobirlik Genel Başkanı Sayın Recep Konuk'un en büyük malvarlığı,Yoksulun derdini dert edinen kocaman yüreğidir.Bu yürek sayesinde bölgemiz tarım ve hayvancılıkta en güzel yıllarını yaşamaktadır.

Serhan Aydost

İnsanoğlunun "biz" demesi için önce kendini çok iyi yetiştirmiş olması, tüm kötülüklerden arınması, insanlara ben merkezli yaklaşmaması ve her şeyden önce de paylaşmayı bilmesi gerekir. Recep başkan belediye başkanlığı döneminde başlayan paylaşımcı zihniyetini hiç değiştirmedi ve aksine üstüne katarak, Konya Şeker'de de paylaşmanın en mükemmelini yaptı. Örnek mi, yatırımlar örnek için yeterlidir sanırım.

malik kerem

Recep Konuk halkın yanında samimiyetle duran yegane bir lider olarak en büyük mal varlığı gönül sermayesidir

Cihan Tamer

"Ben yerine biz demek kocaman bir yürek ister, suyun akışına karşı yüzecek kuvvet ister. Hem kocaman yüreğin hem de yılmaz tavrın için teşekkürler Recep Konuk.” Uzun söze ne hacet. İşte bu söz herşeyi anlatmaya yeterde artar bile.

Harun Tekin

Zamanını kendisi için parlak bir gelecek inşa etmek yerine, gönülden edilecek bir dua için topluma hizmete vakfeden, kısaca ben yerine biz demeyi tercih eden insanlara da ihtiyaç vardır.İşte bu insanlardan birisi de Pankobirlik Genel Başkanı sayın Recep Konuk'tur.

Doğaner İmisen

Şu yalan dünyada "ben" yerine "biz" diyebilmek erdemini göstermek gerçekten zordur. Çünkü, "ben merkezci" bir zamanda yaşıyoruz ve içinde bulunduğumuz ortamda "ben" yerine "biz" kullanan insanlar nadir bulunur. Bu nedenle "biz"i tercih eden Sayın Konuk'u kutlamak gerekir.

AHMET KİRAZ

ALLAHINA KURBAN, BÜYÜK BAŞKAN Yokluğu görmüş. Kaderi yokluk olanların içinde büyümüş. Köye ve tarlaya refahın ulaşması için birilerinin el uzatması gerektiğini, birilerinin bir şeyler yapması gerektiğini yaşayarak öğrenmiş. Birilerinin ben yerine BİZ demesi gerektiğini zihnine yerleştirmiş. ANADOLUNUN ASLANI, YÜRELİ YİĞİT ADAM, YOLUN VE BAHTIN AÇIK OLSUN VESSELAM

Raci Aynalı

güzel bir yazı beğenerek okudum

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı