Gerçek Kulis - Adil Giray ESKİMEYEN ESKİLERİMİZ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 18.02.2014 - 15:41

ESKİMEYEN ESKİLERİMİZ

Küçük bir kasabada geçti ilk çocukluk yıllarım. Küçük yaşlarda geldim şehre,  Kapımızın önünden geçen eskiciler çekti dikkatimi, Eskici geldi hanıııııım! Ardı sıra bozacı, bozacının şahidi şıracı…

 Şehir eskilerini satarken kendini hızla yeniliyordu.

Önceleri bakır, demir, eskiye dair ne varsa satıyorduk.

Sizin anlayacağınız kalaycılar zamana, biz ise şehrin havasına yenilmiştik.

Sonramı?

 Eskimiştik, büyükşehir eskitmişti bizi…

 Değişim, siyah beyaz televizyonun hayatımıza girmesiyle hız kazandı. Sohbeti takası ettik, kirli pardösülü Komiser Kolombo’ya

Her cuma korku filmi olurdu, aslında hiç sevmem korku filmi izlemeyi ama izlerdik işte

Sabaha kadar da uyuyamazdık, ben su tabancasıyla, kız kardeşim ise korkudan annemle yatardı...

Eskiden komşuların sohbetlerinde görgü, yârenlik öğrenirdik; şimdi, komşuların semtine uğramaz olduk.

Eskiden bahçeden tuzlar yerdik domatesi; ekmeğin kokusu, domatesin rengi kalırdı damağımızda, şimdi manavlardan hormonlu sebze meyve taşıyoruz evlerimize.

Pazar konserlerini kim dinlerdi bilmem ama

Aynı sıkıcılıkta haberleri, nenemin deyimiyle ajansı dedem dinlerdi.

Eskiden ayıplarımız vardı, büyüdükçe, bizle birlikte büyüyen. Hatalarımızda utancımızdan kızarırdık.

 Şimdi, ayıbı özgüven eksikliği olarak sunuyorlar kültür menümüze, sofra bezlerimiz kirlendi, kızarmak ise sosyal eksiklik olmuş ne çare?

Eskiden samimi yönelişlerle bağlı olduğumuz istikametimiz vardı; sevgi sokağına açılan; şimdi, nihilizm öğretisinin bunaltan kıyısında, yok oluşumuzu bekliyoruz. Doğru olmayı unutmuşuz bir kere… Yollarımız ise hep çıkmaz sokak.

Şimdi, sevenleri unuttu sokak lambalarının altları, sevgili hangi balkona asar, aşkı ile ağarttığı mendilleri, kâğıt mendiller çıktığından beri unuttuk

Eskiden âşıkların gölgesinden büyüktü bedenleri, şimdi ikindi vakti bile, Âşık geçinenlerin gölgeleri büyük bedenlerinden.

Hayat bir gölge oyunu, kim seyretsin Karagözle Hacivat’ı, Şimdi, herkes ortaoyununu, kendi yazıp; kendi oynuyor.

Masallarımız vardı, iyilerin sonunda kazandığı, mücadele ruhumuzu geliştirir, zorluklar karşısında pes etmemeyi öğrenirdik, Beydaba’dan

 Kafdağı’nda, düşler kurmayı, keloğlan ise şekle önem vermeyen kızların olduğunu, masallarda kulağımıza fısıldardı.

Evvelden aldık, zamandan çalmadık. Çok yürüdük, ardımıza bir baktık ki, bir arpa boyu yol yürümüşüz.

Ömrümüzün uzun gözükse de, aslında bir “anlık” olduğunu öğrendik masallardan.

Gökten düşen her elma, çalışana bir müjde…

Anlayana çok şey anlatırdı, ders verirken öğreten fıkralarında, Nasrettin Hoca…

Pula değen dudaklar, sevgiliye değerdi. Zarfla buluşan yürek, mürekkebe gözyaşı karışırdı velhasıl; işlemeli, bir ucu yanık mektup, mutluluğun habercisiydi.

Eskiden postacının kapımızı çaldığında uzattığı sarı zarfı hasretle açar, koklardık; şimdi, kapandığında gönlümüzde iz bırakmayan konuşmalar yapıyoruz.

Mutluluğun habercisi mektupları kaybettiğimizden beri, sanal sevda mağduru oldu gençler, hiçbir mail; sevgili gibi kokmuyor.

Şimdi yetim posta kutuları, tanımadığımız insanlar, mail kutumuza dadanan,

Sırf bu yüzden “gereksiz mail” kutularımız var.

Çünkü

Virüs, sevda sanılan!

Yalanın başkenti sanal ortamlar!

Üstelik bak postacı gelmiyor!

Anti virüsler, aldatmalara çare olmuyor.

Eskiden arife akşamları yeni elbiselerimize sarılarak uyur, ayakkabı kokusunda huzur bulurduk. Büyüklerin ellerini öper, arif olan halden anlardı, cepte buruşan kâğıt paranın, mantara, maytaba dönüşen kokusunda,”çıtır pıtır” bayram sevinçleri yaşardık.

 Şimdi, kapımızın açılmadığı, kapılarını açmadığımız günleri yaşıyoruz

Eskiden yoldan geçene tebessümle selâm verirdik. Şimdi görmezden gelme adına, hızlı adımlarla kaçıyoruz evlerimize. Ya, Ceyar’sa bu amca, sözünden cayarsa…

 Bu zamanda tanış olmak, risk almak… Söyle risk alamaya değer mi, insanı tanımak adına, anne!

Eskiden bir kuru ekmeği ortadan böler, paylaşmasını bilirdik; şimdi, var gücümüzle avuçlarımızı kapatıyoruz. Bir yağmur duasına açılıyor eller, bir de tokat atmaya, sevgiye açılan eller nasırlandı, şimdi çocuklar bile nasırlı elleri sevmiyor.

Her şey, kireç kokan, kapısı yıldızlara açılan, bahçeli evimizi satıp; Eskitici Emlak tan, yüz altmış metrekare, şehrin tam göbeğinde yeni bir ev almakla, sonra bu evin zirvesine televizyon antenini dikmekle başladı.

-Çekiyor mu?

-Biraz karlı…

-Hava mı?

-Hayır ekran.

-Oysa eskiden sohbetlerimiz hep güneşli,hep açıktı..

-Bırak şimdi eskiyi ne görüyorsun sen onu söyle!

-Eskiden gönlümüz zengindi paylaşarak çoğalıyorduk; şimdi dar yüreklere sahibiz, biriktirerek azalıyoruz.

Adilce: İnsanlık terk edilmiş görüntüsü vermeden önce!

Böyle değildi bu şehir, kaldırımlar bile düşeni insanca kucaklardı.

 Eskiden, çok eskiden, insanlar yaşardı bu yerlerde,

Paylaştıkça çoğalan koskocaman elleri vardı.

 Eskiciler ise asla uğramazdı semtimize…

Çok değil, otuz yıl önce

Eskiden hiçbir şey eskimezdi,

Yıllanırdı

Satılmaz, dostluklar, sevdalar

Ah! Ahde vefa,

 Bir kalemde, kaldırılıp atılmazdı.

Eskiden çok eskiden seni sevmiştim

Mona Rosa!

Şiirler, buram buram insan kokardı.

Adilce Tespit: Eskiyen ne varsa eksikliğini hissediyorsak, yenilenmiyor; zamana yeniliyoruz demektir

Adilce: Dünya bir ayağı mazide, bir ayağı atide olanların omuzlarında dönmeye devam edecektir.

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı