Gerçek Kulis - Adil Giray ESKİ BİR ANADOLU HİKAYESİ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 03.02.2014 - 14:00

ESKİ BİR ANADOLU HİKAYESİ

Anadolu da bir köy düğünündeyiz. Dünün kavruk yüzlerinden büyük bir mutluluk yayılıyor dağa ovaya

Silah sesleri karışıyor, dua seslerine…

Anadolu çok bekledi bu günleri

Mutlulukla kuruluyor sofralar

Aynı işyerinde çalışan eller birleşiyor. Yaşanılanı temize çekiyor ihtiyarlar…

Maziye dönüyorum. Zor geçen yıllara, boğazımda düğümleniyor lokmalar

                 ***

Sen aya bakardın

Yıldızlar utanırdı

Eski zamanlarda bir kadın

Sandığından naftalin kokulu çeyizler çıkarırdı

Ben sandığından çok severdim seni

Tüm şiirler seni anlatırdı.

Yüksek tepelere ev kurmazlar

Uzak memleketlere kızları gelin ederlerdi

Nereden bilirdik annesinin bir tanesini

Kına da ağlatacaklar

Sevdiğime kına

Beni, ateşte yakacaklar

***

Sen türküler söylerdin

Bülbüller utanırdı

Ne zaman çeşme başına gelsen

Saçların ıslanırdı

Islak bir düşü temize çeker kadınlar

Sevdayı, karaya

Aşkı, ayrılığa yakıştıralardı

Havva’ya yasak olan ne varsa

Yasaktı bize

Belki de bu yüzden bize haram olan ne varsa

Helal oldu ele

Nereden bilirdik seni verirlerken gurbete

Gurbetin dekorunu kurdular

Kabuğundan dışarıya çıkamamış yüreğimize

***

Ayrılığın güncesini gizli gizli tutuyor kadınlar

Saçlarını süpürge

Sevdiğini içine atıyor kadınlar

Ya yakını görmüyor

Yâda ayrılığı seviyor kadınlar

Sırf bu yüzden ayrılık türküsü söylüyorlar kınalarda

Hem annesini, hem babasını özlüyor gurbet bakışlı genç kızlar

Zamanın içinden çeyiz çakıyor kadınlar

Kanaviçe işlemeli yastıklar

Yün çoraplar

Sevgilinin göz nuru danteller

Yüreğimize mıh olup saplanıyor

Adresini kaybetmiş bakışlar

***

Sen pencereden bakardın

Tüm kapılar üzerimize kapanırdı

Eski zamanlardan bir kadın okur üfler güzelliğini

Nazarın suskunluğum olur

Yokluğunu muska yaparlar boynuma takarlardı

Eski bir Anadolu hikâyesi idi bizimkisi

Yokluk

Odamızda kanser

Bahçemizde verem

Yokluk

Yokluğundu

Erkenden büyüklerimizi öldürüveren

Ne garip yokluk en çok bize yakışırdı

Yakışmayan, yakın evlerin bir birini sevmesi

Anadolu’da “iki çıplak bir hamama yakışırdı”

Yıl 1980 yokluğun tam içindeyiz

Genç kızlarımızın gurbete gelin gittiği, erkeklerin dişlerine bakılarak yurt dışına işe alındığı yıllardı…

İnsanlar yerinden, yurdundan çok uzakta mutluluğu arıyorlardı. Tüm bunlar bizim hikâyemiz. Dünü unutmadık, unutmayacağız.

Sanırım tüm bunları sizleri sıkmamak adına şiirsel bir ifadeyle yazarken çoğunuz Anadolu’nun dünü hatırladınız.

Yıl 1999 kalkınma yürüyüşü başlar. Yol yolcu ile yürünür dedik izindeyiz

 Konya Şeker de başlayan çoban ateşleri, çoban yıldızı olmuş. Dekorunu kuruyor tarımsal sanayinin…

Şimdi dört bir yanı fabrikalarla donatılmış Anadolu da insanlar doğdukları yerde karınlarını doyurmanın mutluluğunu yaşıyorlar.

Düğünlerde, bu mutluluğu sağlayan insanın ismini gururla fısıldıyorlar.

Ve Anadolu, bu mutluluğu; yoksulun derdini dert edinerek Anadolu’ya taşıyan, sofrada aş, gönülde aşk olan Karaoğlan’ı çok seviyor!

Yıl 2014 Bir Anadolu düğünündeyiz

Eski zamlardan binlerce kadın dua ediyor

Sevinç gözyaşları kınada bayrak olup açılan

Çumra, Altınekin, Seydişehir, Beyşehir, Cihanbeyli…

Karaoğlan Anadolu’nun kara tarihini temize çekiyor

Römork altında kurulan düşler, gerçeğe dönüşüyor

Anadolu’nun Karaoğlan’ı konuşuyor

“Biz bir üretici kuruluşuyuz. Bizim birinci önceliğimiz üreticinin ürününe imkânları zorlayarak en iyi fiyatı vermektir”

Ve biz, işte o zaman yazıyoruz hikâyemizin gerçeğe dönüşen şiirselliğini

Senin söyleyecek sözün oldukça, Anadolu özünü bulmaya devam edecektir.

Sen yürüdükçe,

 Anadolu yokluğu, gurbeti, çaresizliği, toprağa gömecektir.

Değimli ki bir adresi var topraktan çıkan her nebatın

Üreten ellere altın bileziği takacaktır senin sanatın

ADİLCE: İnsanın yurdu bir kat daha kendinin olur: toprağına, suyuna karıştıkça alın teri. Nice zorluklar, nice cehaletler, nice acılara rağmen, olmuş Anadolu’nun dilediği: uğruna direndiği… İnandığı yolda yürüyene ne şeytan yanaşır ne de fesat bulaşır. Hak ile işini doğru yapan hak katına ulaşır. Dikenli yolda yürümektir arifin erdemi. Dünya, hiçbir zaman dikensiz gül bahçesi olmamıştır. Gülün güzelliği, dikeninin acıtmasındandır. Zora sırtını dönüp, dikensiz güle el açan bizden değildir.

YORUMLAR

havin suruç

yüreginize saglık harika olmuş....eski günlere gittik...al yazmalı ,,,,çeşme başı,,,kına kokusu .....sögüt ağacı gölgesi....yanık bugday tanesi...sütlaç tadı.....teşekkürler üstad.....

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı