Gerçek Kulis - Adil Giray KOD ADI BİR DOST (!)
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 20.12.2011 - 11:06

KOD ADI BİR DOST (!)

Oldum olası sevmediğim bir laf var, bir dost veya bir okur.       

Çocukluğumuzda tek kanal vardı ve haftada bir gün yerli film seyrederdik bu kanalda.

O zamanlar çekilen Yeşilçam filmlerinin klişe bir senaryosu vardı.

Mutlu bir aile tablosu ve o tabloyu bozan bir dost (!) imzalı mektup.

Sonrası malum. Araba çarpması, kör olan genç kadın veya erkek en sonunda da kumpası kuran bir dost (!)' un foyasının meydana çıkması ve çekilen acılardan sonra mutlu son.

Her halde o filmler bizim kuşağımızı o kadar etkilemiş ki, şimdi nerede imzasız bir yazı, yorum, haber, iddia görsem, o karanlık karakterler, o kumpasçılar aklıma gelir.

Yani Yeşilçam senaryolarından taşmış bir dost, bir okur lafı benim için baştan şüpheyle yaklaşılması gereken bir durumdur.

Ne söylendiğinden çok 30 yıllık klişenin ardına gizletilmeye çalışılmasının sebeplerini düşünmeye başlarım hemen.

Adın yok mu?

Var da yok.

Herkesin kullanabileceği bir okur, yetiyor bu tiplere.

Bari yaratıcı ol, hem okur hem de yazar de.

O kadar bile cesaretleri yok bu tiplerin. Bir kelime değiştirirse belki kimliği ortaya çıkar. O kadarda cesurdurlar.

Kod adı bir dost (!) pardon internet çağında bu birazcık evrime uğradı bir okur oldu.

Bu bir okur, geçenlerde bir şirketi ve o şirketin büyük hissedarı kooperatifin başkanını hedef alan bir mektup yazmış.

İçeriğine sonra gireriz, ancak en başta şunu söyleyeyim aynı imza ile yani bir okur imzasıyla bize de mesajlar, mektuplar geliyor. Bu aynı bir dost, pardon bir okur mudur ben bilmem.

O veya onlar da aynı klişenin arkasına gizlenip diyor ki, Konya Şeker'i yıkmak için kirli bir organizasyon kuruldu.

Kimin kime ne için paralar gönderdiğini ben biliyorum diyor.

Ta iki üç sene önceden aşama aşama hangi iftiraların atılacağı planlandı diyor, kimin kiminle kol kola yürüdüğünü herkes biliyor diyor. Kokusu yakında çıkar, Konya Şeker'i karıştırmak için hangi elin hangi maşayı, niçin kullandığı diyor.

Kim diyor, bir okur.

Neyse biz dönelim Yeşilçam filmlerinden kalma bir dostun (!) yazdıklarına.

İçeriğine geçeceğim geçmesine de birinci paragrafa takıldım kaldım.

Özeti şu o paragrafın, Konya şeker 40 yıl başarıyla yönetilmiş. O başarının (!) sonucu ne? Fabrika ne uzamış, ne kısalmış. 1’i 2 yapmamış, 2'yi 3 yapmamış. 1954'te 1 şeker fabrikası varmış, 40 yıl sonra yine aynı. Başarı denilen de bu.

Sonraki.5 yılda aynı. O da başarı. En azından fabrika batmamış, makinaları hurdaya çıkmamış.

40 yıla bir, 5 yıl daha ilave edin. 45 yıl taş üstüne taş koymamayı, aynı yerde saymayı başarı olarak kabul ediyor bir dost(!).

Bu paragrafta da zaten hem niyetini hem de kimliğini ele veriyor.

Diyor ki Konya Şeker'e başka sektörlere el atma. Senin başarı ölçütün belli, bir şeker fabrikasını ayakta tut yeterli. Bizim nasırımıza basacak işler yaparsan başarısızsın, hatta bizim menfaatimize halel getirdin o zaman sen suiistimalcisin diyor.

Konya Şeker'in ortağı çiftçilere de diyor ki, sizin yatırımla sanayicilikle işiniz ne, siz ürettiğiniz pancara bakın, dedenizden ne gördüyseniz o kadarla yetinin, daha fazlasına heveslenmeyin diyor.

Cem Karaca'nın söylediği bir şarkı vardı. Şarkının sonu ''dedi ki ustam bana işçisin sen işçi kal, giy dedi

tulumları" lafıyla bitiyordu.

 Bir dost (!)’ta Konya Çiftçisine, köylüsün sen, köylü kal, giy çizmeleri diyor.

Yani öyle sanayi ile yatırım ile yeni ürünlerle uğraşma, sana bir tane şeker fabrikası yeter, dedenden bir adım daha ilerde olma. Bir 45 sene daha idare et diyor.

En baştan uyarısını yapmış, gerçek niyetini gizleyememiş.

E lafa bu paragrafla başlayınca, yani ipucunu verince gerisini çözmek, devamında gelen iddiaları bir yere oturtmak kolaylaşıyor.

Ne yapmış Konya Şeker son 10 yılda 700 milyon dolarlık fiili yatırımı öz kaynaklarıyla yapmış. Çiftçinin pancar dışındaki ürünleri de işlensin değer kazansın, mamul ürünler üretelim ki tarımsal üründen oluşan katma değer bölgede kalsın. Bölge çiftçisi daha çok üretsin, ürettiğinin alıcısı olsun, ürettiğinden çok kazansın demiş. 20 civarında üretim tesisini tamamlamış yatırımı devam eden devasa tesisleri de 2012'de açmaya hazırlanıyor. Yani etliye sütlüye de karışacak, işin yağına da kaymağına da çiftçiyi ortak edecek. Bölge çiftçisinin ürettiği et de süt de para edecek, yağlı tohumdan da para kazanacak.

Şimdi bunlar bir dosta (!) göre başarısızlık, hatta Görevi Kötüye Kullanma, İmtiyaz Elde Etme yani aklınıza hangi iftira gelirse ona müstahak olmak, muhatap olmak için yeterli işler.

Bir dost(!) sormuyor, kardeşim bu fabrika 45 yıl aynı pancarı işledi. 45 yılda hiç mi para kazanıp taş taş üstüne koyamadı demiyor.

Acaba bir şeyler mi oldu diye oraya bakmıyor.

Fabrikanın 45 yıllık kazancının hesabını sormuyor.

45 yılda para biriktiremeyen fabrika, üstelik de çiftçisine diğer şeker fabrikalarına göre %10-20 fazla pancar bedeli öderken nasıl oldu da 10 yılda 700 milyon dolar yatırım yapacak kadar para kazandı diye düşünmüyor.

Basit bir hesap kitap, 10 yıl da bu kadar birikiyorsa, 45 yılda ne kadar birikmeliydi. İlkokul talebesine sorsan hesap etmek 1 dakikasını almaz. Bu dost (!) 11 yılda çözmüş onu da yanlış çözmüş.

Ve sonucu ilan etmiş; 0 (sıfır), 700.000.000 ( yedi yüz milyon)'dan büyüktür.

Yani ticarette sıfır çeken başarılıdır buyurmuş.

Kimsenin nasırına basacak işler yapmadığı için mi 45 yıl başarılı?

Onların başarı kriteri  oysa, şahsen ben başarısızlığa bir kez daha hayran oldum.

Konyalı biri olarak, hem okur hem yazar biri olarak daha çok başarısızlık istiyorum. Konya için, çiftçi için, işsiz gençlerimiz için.

Birinci paragrafta niyetini ele veren, çiftçiye çiftçi kal diyen bir dostun (!) izini sürmeye devam edelim.

Suçluyor Konya Şekeri niye Şekerbank'ta bilek güreşine girmedin diye. O bilek güreşine girildiğinde yatırıma ayrılan kaynağın o bankanın kasasında yatacağını ve çiftçiye gram faydasının olmayacağını o da biliyor. Kaldı ki orada kimin büyük hissedar olduğunu, kimin kimle bilek güreşine tutuştuğunu bankacılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan ben bile biliyorum.

Bir dostta (!) biliyor biliyor da niye yazıyor.

Onun cevabını da siz bulun yalnız Yeşilçam klişelerini unutmayın. Yaz mektubu bozulsun huzur, dimi ama.

Başka ne diyor. Ne işin var, İSO'da, CİBE' de, WABCG' de ICA' da diyor. Sen diyor harcıraha tamah ettiğin için onlara üye oldun şeklinde bir mantık geliştirmiş kendince.

Diyor ki, kabuğuna çekil eski Arnavutluk gibi ol. Kapat kapıları, dünyadaki gelişmelerden uzak dur. Sektörle ilgili uluslararası kuruluşların hiçbir organizasyonuna katılma, söz sahibi olma diyor.

Bir dostun (!) mantığını geliştirelim. Mesela Türkiye BM' den çekilsin. Daimi temsilci, yıllık genel kurullar falan çok masraf oluyor. Mesela, UNESCO' dan da temsilcimizi çekelim. Dünya Ticaret Örgütünden de çekilelim falan. Ne tasarruf ederiz değil mi. Harcırah yok, ülkemizde organizasyon yapıp harcama da yapmayız. Bize dokunan kararlarda söz hakkımız olmaz, mesela DTÖ' ye katılmadığımız için bir ürünümüz veto yiyebilir ancak varsın olsun tasarruf ederiz ya, o bize yeter.

Bu bir dostun (!) mantığı da ufku da bu. Her halde kendi döneminde ya da yaptığı işte bu tür organizasyonların etkinliğinden ve toplantıların içeriğinden çok harcırah kısmı ile ilgilenmiş. Herkesi de kendisi gibi sanıyor. Malum insanın ufku neye yetiyorsa herkesin ufkunun menzilini de o kadar sanır.

Bir dost (!) niye holding oldun, niye Türk Ticaret Kanunundaki bir yasal hakkı kullandın diye de ahkâm kesiyor.

O'nun başarısız bulduğu dönemde Konya Şeker başarılı kabul ettiği dönemde tek üretim kalemi olan şekerin dışında, şekerli mamullerden dondurulmuş gıdaya, tohumdan organik gübreye, yemden hayvancılığa, enerjiden damlama sulamaya uzanan bir sektör genişliğine ulaşmış. Et-süt yağ, meyve suyu da geliyor. 20 civarında üretim tesisi kurmuş 10 yılda.

Bir dosta (!) göre Konya Şeker'e yakışan yönetim modeli bakkal hesabı ile yönetim olmalı.

Dünyanın her tarafında şirketler belli bir sektör genişliğine ulaşınca o büyümeyi kaldıracak, yönetebilecek bir yönetim modeline geçerler. Bir dost(!) fark etmese de Konya Şeker bu başarısız dönemde başarılı dönemdeki yüz bilmem kaçıncı sıradan Türkiye'nin 34'üncü büyük sanayi devi pozisyonuna geriledi (!).

Dünyayı da yeniden keşfetmedi. Türk Ticaret Kanunu neye izin veriyorsa onu yaptı. Bakanlık ta bunu geri çevirmedi, onayladı.

Bir dostun (!) dediği o suç duyurularına konu işlemlerin hepsinde Bakanlığın imzasının, onayının ve izninin olduğunu herkes biliyor.

Başka ne diyor bir dost (!) reklam niye yapıyorsunuz diyor. Onun ağa babaları daha önce de çikolata fabrikası kurdular satamıyorlar diye suçluyordu.

Şimdi hedef değişmiş, ürettiğinizin reklamını niye yapıyorsunuz diye suçluyorlar.

Kardeşim bu fabrika çalışanları sabah akşam çikolata yesin benim tek müşterim bunlar diye çikolata üretmiyor ki. Yüzlerce ton çikolatayı Türkiye'nin her tarafında satacak elbette. Bugünün dünyasında da bir ürüne reklam desteğin yoksa bırak market, bakkalın rafına bile koyamazsın.

Hadi koydun, bir Allah kulu elini uzatıp da almaz o ürünü reklamını görmediyse.

Gene hatırlatayım bir dosta (!) Konya Şeker bu başarısız dönemde doğrudan tüketiciye hitap eden ürünler üretti. Yani sizin bildiğiniz dönemdeki gibi toptan satış yapmıyor. Karını maksimize etmek için, ürettiğinden daha çok kazanmak için perakendeye de hitap ediyor.

Perakendede varsan reklam da yapmak zorundasın, Kaldı ki, o reklama harcadığından daha fazlasını zaten kârı aracılara yedirmediğin için kazanırsın. Bunu ticaretten biraz anlayan herkes bilir.

Bir dost (!) diğer şeker fabrikaları niye reklam yapmıyor diye de soruyor.

Mesela Konya Şeker'in 10 da biri kadar üretim yapan bir fabrikayı da örnek gösteriyor.

Değerli dost (!) Konya Şeker' in diğerlerinden farkı şu. Bir perakendeye hitap eden kendi markası var. İki diğerleri sadece kristal şeker üretiyor. Burası çikolata, dondurulmuş gıda, sulama sistemleri üretiyor. Yarın et-süt te üretecek, meyve suyu da. Yani doğrudan tüketiciye hitap ediyor.

Diğerlerinin kapısına kamyon yanaşıyor, toptan yüklüyor gidiyor. Şekeri onlardan alıp üzerine marka basanlar reklam yapıyor zaten. Ya da o şekeri alıp çikolata üretenler reklam yapıyor.

Sen biraz eski de kalmışsın, o başarılı dönemin nostaljisiyle yaşarken, Konya Şeker'in ne ürettiğini kaçırmışsın.

O başarılı dönemler rahattı tabi, piyasa ile pazarla uğraşılmazdı. Şeker toptan satılır, fabrikadan toptan alanlar, pazarla uğraşır parayı da onlar kazanırdı. Fabrika da el elde, baş başta sen sağ ben selamet kırk beş yıl taş taş üstüne koymadan başarılı kampanya dönemlerini kapatırdı.

Şimdi, o başarılı devirler geçti. Fabrika toptan satışını olabildiğince azalttı, aracıların kazandığı ben diyeyim %25 sen de %20 kâr da bu fabrikanın oluyor. Biraz zahmetli iş tabî, marketle, bakkalla uğraşıyorsun. Reklam falan yapmak zorunda kalıyorsun. Ancak başarısızlığa (!) da ancak böyle ulaşıyorsun. O aracılar yerine fabrikaya kazandırdığın paralarla yeni yatırımlar yapabiliyorsun.

Bir dostun(!) izinden gitmeye devam edelim. Ne diyor adı var, adını kullanmaya cesareti olamayan Yeşilçam'dan taşma bir dost(!). Hemen şimdi niye müdahale edilmiyor diye soruyor.

Anlaşılan aceleleri var.

Acaba neden?

Sakın Konya Şeker’in et-sütü, yağ fabrikasını, patateste kapasite artışını, yem fabrikasının ilave yatırımını tamamlamasından çekiniyorlar olmasın.

Malum bunlar tamamlanınca. Konya Şeker'in üretici ortakları besiden de sütten de daha çok para kazanmaya başlayacak.

Pancar münavebesinde ekilen patatesi daha çok üretici ekecek.

Ayçiçeği ve kanola da münavebeye dahil olacak.

Mısır ve arpa bu sene yem fabrikası sayesinde iyi para etti. Kapasitesi artınca daha çok etmeye başlayacak.

Konya çiftçisi kazanırken, birileri kaybedecek. Acaba kim?

Onu da siz düşünün bulun.

Yani önümüzdeki yıla kadar mevcut yönetime darbeyi indirdiler indirdiler.

İndiremediler, o zaman yandı gülüm keten helva.

O kadar kurulan kumpas, harcanan para, atılan iftira boşa gitti demektir.

Ondan sonra bunlardan, maşayı tutan eller hesap sormaya başlayacak.

Benden söylemesi.

Bir dost(!) altın pancar ödülü önerirken sakın iki bileğine takılmış altın bilezikle ödüllendirilmesin.

Olur, mu olur.

İmza bir dost (!)

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı