Gerçek Kulis - Yavuz Çolak TARIM VE MEKANİZASYON
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 06.09.2013 - 10:16

TARIM VE MEKANİZASYON

Bugün köşemde, çiftçinin harcama kalemleri arasında aslan payını götüren, fakat üretim açısından çiftçinin olmazsa olmazı diyebileceğimiz derecede öneme haiz bir konuyu yazmak istiyorum. Konunun özünde, tarım alet ve makinaları ile makinacılar olacak…

İçinde bulunduğum camiada, tarım alet ve makinaları ile ilgili eğitim alanlar kısaca ‘Makinacı’ ya da ‘Mekanizasyoncu’ diye anılır. Benim yabancısı olduğum bir konu olmakla birlikte; gözlem ve araştırma yaparak, muhataplarına danışarak makinacıları ve tarımsal mekanizasyonu gündeme taşımak istiyorum. Görevli olarak katıldığım bir toplantıdan çıkardığım sonuçlarla beraber, katılımcılarla birlikte ziyaret ettiğim sanayi kuruluşlarında gördüklerim de yazmama vesile oldu. Şehrimizde 2–3 Eylül 2013 tarihinde, Rixos Otel’de ‘Tarımsal Mekanizasyon Kurul Toplantısı’ düzenlenmiş; Tarım Bakanlığı, Sanayi Bakanlığı temsilcileri, Üniversite Hocaları ve sektör temsilcilerinin katıldığı organizasyonda görev almıştık. Ülkemizde tarımsal mekanizasyonun her yönüyle tartışıldığı, gelecek dönemde yapılacak kongre ve çalıştaylarda ele alınacak konuların da planlandığı bir toplantıydı.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının tarımsal mekanizasyon politikalarına yön verme amacını taşıyan kurul toplantısında; üniversite bölüm başkanları, öğretim üyeleri ve alanında uzman katılımcıların tartışma kültürü ve heyecanına, aldıkları önemli kararlara şahit olduk. Bir bilim kurulunda, iş bölümü ve planlamanın nasıl yapıldığını gördük. Ziraat Fakültelerinde giderek cephe yitiren bölümün geleceği de masaya yatırılan konular arasındaydı. İlgimi çeken bu bölümde, ülkemizde hem sayı olarak hem de büyüyerek artan sanayi kuruluşlarına dikkat çekilirken, mekanizasyon eğitimine ilgi ve talep neden azalıyordu? Bizim teşkilatta ‘Makinacı’ denildiğinde benim aklıma teknolojiyi sahaya uyarlayan ve uygulattıran adam gelirken, zihnimde oluşan tezat durumlara cevap arayıp durdum! Her geçen gün artan ileri teknoloji ürünü makinalar, bu adamlar olmadan sahada nasıl verimli kullanılacaktı? Üstelik ‘Makine Ekipman Desteği’ ile çiftçi teşvik edilirken; sadece Konya Çiftçisinin makine parkında 6805 alet ve ekipmanı yenilenirken, 44 milyar liranın üzerinde kaynak aktaran devletimizin desteği ortadayken..?

En iyisi, genel kurulu yöneten ve konunun ülke düzeyinde duayenleri arasında ilk akla gelen ismi, Prof. Dr M. Ediz Ulusoy’un bilgisine başvurmaktı. Tarım Makinaları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olan hocaların hocası Ediz Ulusoy’u tanımak büyük şerefti. Söylediklerini kaydettiğim notlarımdan birkaçını paylaşmalıyım: “Tarımsal mekanizasyon bir amaç değil, bir araçtır. Tarımsal üretimi daha etkin, daha kolay, daha az enerji ve işçilik harcayarak, daha ucuza gerçekleştirmenin bir aracıdır. Tarımsal üretimde tohum, gübre, mücadele ilaçları, sulama, yakıt gibi girdiler kullanılır ve bunların bir maliyeti vardır. Maliyeti en aza indirmek ve girdileri en etkin şekilde kullanmanın yolu makina kullanımından geçer. Bir çiftçi mesela, attığı gübreden on kilogram ürün artışı elde ederken, bir başkası aynı miktarda gübreden daha uygun kullandığı için yirmi kilogram ürün artışı sağlayabilir… Çünkü dünyanın en iyi tohumunu, en etkin gübresini, en etkili ilacını ve en uygun sulama dozunu tavsiyelere göre uygulamanız ancak makine ile mümkündür. Bunu sağladığınızda o girdilere verdiğiniz paralar boşa gitmiş olmayacaktır. İleri teknoloji ürünü makinalar çok büyük avantaj sağlamakla beraber, edinme fiyatları yüksektir; buna rağmen bir kilogram ürün üretme veya bir dekar arazi işlemenin maliyetini önemli ölçüde düşürürler…”

Ediz Hoca’ya; mekanizasyoncu eğitimine azalan eğilim, ülke ekonomisine nasıl yansır diye sordum. Birinci neden olarak, açıkta kalmamak için isteksiz tercih yapan öğrenci profili olduğunun altını çizdikten sonra, özeleştiri de yaparak bir benzetme yaptı. O sırada Tümosan’da teknik gezideydik: “Lise öğrencisi hammadde olarak üniversitelere gelir, orada mamul hale getirilir. Yani eğitim kurumu da tıpkı bir fabrika gibidir; piyasaya kaliteli ürün arz edebilir iseniz talep gelir...”

Ülkemin bu aksaçlı değerli bilim adamına teşekkürü borç biliyor, onun şahsında kurula katılan tüm üyeleri saygıyla selamlıyorum…

Toplantı sonunda teknik gezilerdeyiz. Konya’nın ikinci büyük sanayi kuruluşu Tümosan’da duygusal anlar yaşamadım desem yalan olur. Yıllık tek vardiyada 15 bin traktör üretimiyle sektörün iki numarası olarak göğsümüzü kabartıyor. Üretiminin yüzde doksan yedisi yerli olan ve sadece mazot pompası ithal eden motor fabrikamız, seksen ayrı tedarikçiden mal ve hizmet alarak ayrıca devasa bir katma değer yaratıyor. 1976 yılında kurulmuş, 2004 yılında özel sektöre devredilmiş. Teknik sunum esnasında, bu dev tesisi ülkemize kazandıran merhum Erbakan’ı rahmetle andık. Montaj ünitesinden başlayarak tüm aşamalarını izlediğimiz üretim bandında, sıfır noktasından bir traktörün meydana geldiği final sahnesine varışımızda, aklıma gelen muzip bir fıkra tabloyu tamamlamamı sağlıyordu…

Almanya’dan izine gelen bir gurbetçimiz, berber koltuğunda sakal tıraşı olmaya hazırlanmaktadır. Sürekli Almanya’yı övüp etrafına hava atarken: “Ben Mercedes Fabrikasında çalışırken, motor falan şehirden, teker filan bölgeden, aynası şu tesisten… her bir parçası toplanıp bizim elimizde araba olarak ortaya çıkarken…” falan derken; berber de yüzünü sabunladığı gurbetçiye: “Haydi sıhhatler olsun, tıraşınız tamam!”  der… Nasıl olur diyecek olur gurbetçi, berber taşı gediğine koyar: “Sen Almanya’ya gideli, Türkiye’de işler değişti! Biz sabunlarız, komşu berber dükkânında da tıraşı tamamlıyorlar, hadi güle güle…”

Nerden nereye geldiğimizi ‘Şakalak’ ve ‘Özdöken’ sanayi tesislerini görünce anladım. Anılarım arasında 70’li yıllara, çocukluğuma gittim resmen. Düğen sürülen harman yerlerine kurulan ilk patozlar geldi gözümün önüne! Türk Çiftçisinin yaşadığı devrimi görmüştüm…

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı