Gerçek Kulis - Adil Giray SON TAHLİLİN ÖLÜMDÜR KAFİYESİ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 06.06.2013 - 10:08

SON TAHLİLİN ÖLÜMDÜR KAFİYESİ

Elimizde Kuran-Kerim, bayrak, ölümün peşinde iz sürdük durduk köşe bucak, Kimi çok erkenden gitmiş; vakitsizlik düşmüş künyesine, erken biten hayatların avlusunda gözyaşlarımızı akıttık gizlice sonra bir yetim başını sıvazlamanın avuntusu ile döndük evimize… Kimisine ise yaş kemal ermiş artık diye düşününce, evde bekleyen analarımız geldi aklımıza, Şairin şiiri ılık bir ateş olup düştü içimize:” Her ölüm genç ölümdür” Boynu bükük hamd edip uzandık tespihe…

Kimini trafik kazası, kimini kanser belası, İsmail’i ise uykuda yakalamış alın yazısı

Her yanını börtü böcek sarsa ne çıkar, bahar gelmiş ne anlamı var. Ölümün peşinde dolaştık durduk. Ateş düştüğü yeri yakar. Yandık! Yandıkça ölümü öğüt bilip, öğüttük dünyalıklarımızı

Un ufak olunca “ben” yanımız, ölümü daha iyi anladık.

Değil mi ölüm var. Hayat boş vesselam!

Sinemalarda üç boyutlu filmleri, gözlükle izlerken sanki o âlemin içindeymiş gibi her ayrıntıyı yaşıyor insanoğlu.

Film bittiğinde ise, tekrar asıl âlemimize geri dönüş yapıyoruz. Madem bizimde asıl yurdumuz ahret, günü gelince üç boyutlu gözlüğümüzü çıkarıp asıl ait olduğumuz yurda dönüş yapacağız hiç şüphesiz...

Ünlü filozof Seneca, bir mektubunda;"Ölümün çevresinde koparılan yaygara; ölümün kendisinden fazla korkutur”der. Aslında insanların ölümden korkması, küçük çocukların karanlıktan korkmasına benzer. Korkunç hikayeler bu korkuyu artırır. Ölüm için koparılan yaygaralar da öyle. Halbuki ölüm bir hayattan başka bir hayata, ebedi hayata geçişten, yeni bir dünyaya doğuştan ibarettir.

 Hz Hamza yaşlı halinde savaşlara zırhsız girmeye başlamıştı. Ona:

- Sen genç ve daha güçlü olduğun zamanlarda bile ihtiyatı elden bırakmaz ve zırhsız gezmezdin. Şimdi kocadığın halde bu tedbirsizlik nedendir? Niçin "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" emrine uymazsın, dediler. O da:

- O zaman bana dünyayı terk etmek bir yokluk gibi, bir ejderin ağzına atılmak gibi görünürdü. Kimse kendini ejderin ağzına atmak istemez. Ama şimdi ben bir sevgiliyi arar gibi ölümü arıyorum.

Ölüm benim için bir tehlike değil ki ondan kaçayım. Kimin için tehlikeyse ölümden o kaçsın ve "Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın." emrine o uysun. (4/ 131) Demek ki ölümün çirkinliği gidince o hal artık ölüm olmaz. Zahiren ölüm gibiyse de aslında o bir kavuşmadır. (4/177)

Bu hikâyeden de anlaşılıyor ki ölüm herkese kendi rengindedir. Ölüm, ölümü kahır görenlere kahırdır ama lütuf görenlere ferahlıktır.

Hz. Mevlana buna örnek olarak da şunu veriyor:

"Kafes içinde bir kuşu bahçeye koysan zavallı kuş dışarıdaki hemcinslerine özenir, bahçeye çıkmaya can atar. Bunu başaramasa bile o hevesle başını ayağını dışarı çıkarır. Ama hemen yanı başında pusuya yatıp onun çıkmasını gözeten bir kedi varsa o zaman can korkusuyla ister ki kafesin içinde yüz kafes daha olsun." İşte ölümden korkanlar gerçekte ölümün arkasından gelecek olan şeyden korkanlardır

Ölüm, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir mekan değişikliğidir, bir vücut yenilenmesidir, sonsuz bir hayat davettir, bir başlangıçtır, sonsuz bir hayatın girişidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir yaratılma ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir yaratılış ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir.

Eskilerin deyimiyle: “Siyah saç ak defterle geldik, Ak saç siyah defterle gidiyoruz…”Yazılası en manidar kelime, dilimizin en aşina olması gereken söz ” ölüm ”

Hiç bir mefhum mevt kadar düşündürmez, derinlere işlemez zira… Ölümü hatırlamak; sonu görmek gerçeği bilmek dünya maksadının farkına varmaktır. Ne kadar çok yazıp ne kadar çok okusak ta tam manasıyla kavrayamayız ölümü. Bu yüzden gücümüzün yettiğince eda ettiğimiz ibadetlerimiz ölümü korkmadan beklememize vesile olmaz, Ölüm soğuk olsa da zaman zaman gözümüzde…

Son tahlilde, iyi bilinmeli ki; fazla söz Kuran’a yakışır darbımeselinden yola çıkarsak, ölüm hayatın kafiyesidir.

Her mısrasında hayat ile ölüm kucaklaşır.

 Bu, ömre güzellik katan, öyle bir elbisedir ki, bembeyaz!

Ölümü hiç unutmayanlara bir başka yakışır.

Ölüm hayatın kafiyesidir gül beyaz

 İnsanı başıboşluğun ve manasızlığın cenderesinden çekip alır.

 Ölüme yer vermemiş bir ömür, çürümüş bir limona benzer küf yeşili.

 Ve ölüm, hayatında kendisine yer açanlara Zümrüdü Anka kuşunun kanatlarında tüy gibi hafif gelir. Elindekilerin birer “ödünç” olduğunun şuurunda olanlar ölümü, emaneti sahibine teslim etmenin kolaylığıyla karşılar

Ne mutlu ki bu hayatın çınar altı bir gölgelenme olduğunun sırrını keşfedenlere… Emaneti layık-i ile verebilenlere!

Adilce:

Gün olur, gün doğmaz yüzümüze,

Sakın benden önce çekip gitme,

Daha apansız gidenlerin çetelesi yüreğimizi bölmüşken kesiklere,

Sakın benden önce gitme,

Hep uğurlayan olduk. Karşılayan olalım artık, söyle kaç can kaldı.

Canım diyeceğimiz,canı hiçe sayıp,sakın bizden önce gitme...

Sakın Reis, sevilen canı; canımızsın, akıtma canımızı

Adilce Tespit: Kalıcı eser bırakanlar asla ölmezler. Ömrünü insanlığa feda edenler sonsuzluğa ulaşan bedenlerdir.

YORUMLAR

Yavuz ÇOLAK

"Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız; ya okumaya değer kitaplar yazın, ya da yazmaya değer işler başarın" B.Franklin... Hem okumaya değer yazılar yazan, hem yazmaya değer işler başaran değerli dost: Ölümü hatırlamamıza yardım ettin, bizi kendimize getirdin; saçlarımız ağardı, defterimizde yer kalmadı hakikaten... Cumanız mübarek olsun...

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı