Gerçek Kulis - Yavuz Çolak MERAM’IN SON TANIKLARI
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 22.03.2013 - 10:15

MERAM’IN SON TANIKLARI

Unvanına ‘Duayen’ ya da ‘Köşe Taşı’ gibi anlamlar yüklediğimiz, derinlikli yazılar yazan gazeteci ve yazarlarımız var çok şükür. Evinsiz laf etmeyen, dağarcığı dolu bu kültür harmanı insanları iyi dinlemek, kıymetini bilmek gerek!

Onlar; geçmişimize dair ne varsa kayıt altına alan, gelecek kuşaklara kaynak olacak kültür mirasımıza sahip çıkan sıra dışı adamlardır. Hafızamızı hep diri tutmaya yarayan yazılarıyla, çok sevdiğim ‘Kadim Şehir’ ve ‘Kadim Kültür’ deyimini tam yerinde ve zamanında kullanır, dilimize ahenk katarlar. Kadim; eski, ezeli demek, başlangıcı olmayan anlamı taşır biliyorsunuz…

Son zamanlarda gündem oluşturan ‘Meram Kültürü’ hakkında, konuya dâhil olmak istediğim birkaç nokta var. Baştan söyleyeyim; Meram’da yaşamadım ama keşke Meramlı olabilseydim dediğim çok oldu. O kültürü yaşayanları toplumda gözlemlerken, bir yandan da okuyup araştırmaya çalışan, tarihe meraklı bir insan olduğumu söylemeliyim. Bu konuda çok şanslıyım, çünkü yanı başımda Mehmet Sadık Oturanç gibi bir ayaklı kütüphane var. Eğer bildiklerini yazarsa, Konya’nın unutulmaz değerleri arasında yer alacak bilge bir adamdır. Meram’ın köklü ailelerinden Oturançlar’a mensup; dil, tarih ve kültürel konularda seminer verecek düzeyde bilgi sahibidir kendisi. Tam bir kitap kurdu ve abone olduğu dergiler var; bir yandan okur, bir yandan da sevdiklerine hediye ederek okumayı teşvik eder…

Sadık Bey’le el ele verip, Konya Tarihi ve Kültürünün peşine düştük. Önce Seyit Küçükbezirci ile tanışıp dostluğumuzu ilerlettik. İstanbul Caddesi, Sedirler, Araplar, Mevlana civarında geçen bir ömrün birikimlerini kendisinden dinlerken, nefes almadım desem yeridir. Daha sonra sırayla Prof. Saim Sakaoğlu’na ve Avukat Mehmet Ali Uz’a gidip tanıştık. Uluırmak’ta geçen bir hayatın izlerini Saim Hocamızdan öğrenirken, Meram Kültürünü de sayın M.Ali Uz’dan dinleyerek belleğimize kaydettik. Kültür konaklarında, cemiyetlerde ve meraklı insanların bir araya geldiği mekânlarda; tarihimiz ve kültürümüz hakkında bilgi sahibi olmaya gayret ettik, bundan sonra da edeceğiz inşallah…

Meram; basında yer alan haberleriyle, köşe yazılarına konu edilen dünü ve bugünüyle kamuoyunun gündeminde biliyorsunuz. Eski ve Yeni Meramlılar diye kategorize edilen bir yapının meydana geldiği; kültürel birikimin yerle bir edilerek, dokusunun bozulduğu eleştirileri var. Bu konuda fikrimi yazımın sonunda belirtmek istiyorum ben de; ama önce savunacağım fikirleri destekleyecek ayrıntıları yazmalı, şahit olduğum birkaç anıyı paylaşmalıyım…

Mevlana Kültür Merkezindeki tanışma ziyaretimiz esnasında, iki Meram âşıklısının sohbeti beni büyülemişti doğrusu. Sadık Bey’le M.Ali Uz arasında geçen heyecan dolu sohbetten aklımda kalanları okuyucumla paylaşmalıyım. Değerli üstat M.Ali Uz’un; bir Meram fıkrası mı desem, menkıbe mi desem anlattığı öykü çok güzeldi. Konya’nın ünlü valilerinden ‘Danacı Paşa’ yazlığa Meram’a çıkmıştır. Bağlarıyla, bahçeleriyle ünlü Meram’da yetişen meyve ve sebzelerin üretiminde çekilen emekler, yapılan masraflar hesap edildiğinde ortaya çıkan çarpık durumla ilgilidir bu hikâyenin özü…

Vali Paşa’ya tahsis edilen yazlığın bahçesinde yapılan her iş masraflı ve külfetli bir şekilde sürüp giderken; örneğin yarın bahçıvan yönetiminde bahçe bellenecek, uzman kişiler gelecek aşı yapılacak, sulama yapılacak, fidelerin boğazı doldurulacak gibi safhaların hepsinde konakta yemekler hazırlanır, masraflar yapılırmış… Vali Paşa; kimsenin haberi yok, bütün masrafları tek tek kaydederken bakıyor ki, küllü zarar! Bu sebzelerin tamamı, hem de en iyisinden pazarlardan parayla temin edilse çok daha kârlı çıkılacak… Meramda halkın gün boyu çıplak ayaklarıyla, yırtık yamalı işlikleri sırtında, paçaları boğmalı kirli donlarla, ellerinde bir bel uğraşıp durduklarını görüp üzülmekte ve can sıkmaktadır. Danacı Paşa; bu yorucu işlerde durup dinlenmeden çalıştıkları halde, ellerine bir şey geçmeyen bahçıvan ağalarının bir sabah iki jandarmayla birlikte yolunu keser!

Önüne gelen Meramlıya sorar: “Bahçen babandan mı kaldı, sonradan sen mi satın aldın?”

Babamdan kaldı diyenleri “Bu dert sana yeter” deyip saldığını; sonradan aldım diyenleri falakaya yatırıp köteği bastığını dinlediğim sayın M.Ali Uz’a bu güzel öykü için teşekkürü borç biliyorum.

Başka neler konuştu iki Meramlı derseniz; ‘Horazavla’ dedikleri Yeşilkertenkelelerin, Meram Bülbüllerinin, Pelit ağaçlarının, ‘Tiğin’ denilen Sincapların, Meram’a has pek çok meyve çeşidinin yok olduğunu konuşup derin üzüntüler yaşadıklarına şahit oldum. Sadık Bey laf arasında, bu yıl ilk defa ‘Hezan Ördeği’ gördüğünü söyleyince, M.Ali Hoca çocuklar gibi sevinmişti. Merak edip Hezan Ördeğinin nasıl bir kuş olduğunu sordum; Çulluk Kuşuna Meramlıların sonbaharda gelen göçmen kuş olduğu için yerel ağızla bu adı taktığını söylediler. Yakışan bir benzetme olmuş gerçekten, ne kadar zeki ve arif bir millet olduğumuzu görüyorsunuz.

Yeni kuşak Meramlıların bu kültüre yabancı olduklarını, doğal haliyle Meram’ı yaşatma niyetini göremediklerini; söylemesi zor, alınganlık yapacaklar çıkacaktır ama gerçek bu ‘Benim mülküm, param var istediğimi yaparım’ mantığıyla hareket edenlerin varlığından üzüntüyle bahsettiler…

Dostlar; bu konuda fikrimi söyleyeceğimi belirtmiştim, fakat daha konunun devamı geleceği için şimdilik yorumu okuyucularıma bırakıyorum. Tanışma sıramız Sayın Saime Yardımcı Hanımefendiye geldi, kendileriyle de tanışma şerefine nail olur isem bu konunun devamını yazmak istiyorum. Sağlıcakla kalın, hayırlı Cumalar… 

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı