Gerçek Kulis - Adil Giray YÜREĞE DÜŞEN CEMRELER
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 22.02.2013 - 16:31

YÜREĞE DÜŞEN CEMRELER

Gazoz kapaklarıydı yoksulluğun simgesi. Zengin çocukların bilyeleri vardı.  Hiç oyuncağımız olmadı bizim, su satardık mahalle pazarlarında…

— Buz gibi çelik gibi su!

 Kumbaram ağzına kadar dolunca Marangoz İlyas’a koştum, talaş kokuları içinde gelip yanımda kırdı kumbaramı İlyas usta, alın terimi saydı, tozlu yüzümde saf bakışlarımı enseleyip. Pazar arabası için yetmez dedi biriktirdiğin para! Borcum olsun dedim, yeter ki sen yap, çalışır öderim.

 İlk pazarlığımdı bu benim, belki de ilk kandırılışım. Hiç unutmam bir ay İlyas Ustaya çalışmıştım. Ama olsun, hem ilk oyuncağımdı bu pazar arabası, hem de ilk ekmek teknem.

Sonra delişmen rüzgârlar eserken başımda sevdim. Fakir çocuklar aileleri üzülmesinler diye isteklerini söylememeyi öğrenirlerdi ilk önce. Bekli de bu yüzden söyleyemedim sevdiğimi…

Hep uzaktan baktım güzelliğine, yokluk istememeyi öğretmişti, yokluk gurura dönüyordu büyüdükçe.

 Yoksulluk içimizde öz güven kalelerini bir bir tarumar ederken, annelerimiz yama yapıyordu pantolonlarımıza. Yamalı kâbuslar bölerken kırmızı düşlerimizi biz inadına hayata sarılıyorduk…

Her şey “senin ömür yolculuğumuza kaptanlık etmen ile değişti. “İnsanın bedensel, zihinsel yetenekleri ile her türlü engeli aşabileceğini, üretici güç olarak kendi farklılığını kendisinin ortaya koyacağını anlatıyordun.” Sadece bunlar mı paylaşmanın güzelliğini vatan ve hürriyet sevgisinin önemini… Velhâsıl ürkek, bencil ve utangaç bireyler hepimiz senin yaktığın meşalenin, ışığında gördük yüzlerimizi. Aslında zengin fakir, yüzlerimiz hep aynıydı. Farklılığın yolu ise çok çalışmaktan geçiyordu. Sen Anadolu’nun ferarisini anlatırken firari gecelerde kelebek düşler kuruyorduk, uçsuz bucaksız bozkırda. Ayağımızın altındaki çalının çıkardığı ses, hayatın güzelliklerini fısıldıyordu kulağımıza. İğde ağaçlarının altında söylüyorduk Veysel’in türkülerini. Kapıları açan sendin gecekondu evlerimizin. “Fatihçe, fetih düşler ile” sen giriyordun karanlık nemli odamıza. Elinde istihdam meşalesi; aydınlanıyordu odamız, aydınlanıyordu evlerimiz.

Sen Anadolu destanlarını okurken düşlerimizi düşlerine sarmanın huzuru ile dalıyorduk uykuya. Işık hızıyla geçti seneler, iki gün gibiydi eksilen zamandan.

Şimdi,  gölgemizden korkmadan yürüyoruz karanlık yollarda, “Nene Hatun” benzeri analarımıza ise çekinmeden söylüyoruz artık erdemlerini. Çünkü memleket kokuyor terleri, yorgun askerlere ayran dağıtıyor elleri. Hele, güçlerine aldırmadan zayıf omuzlarımıza yaslanıp ağlamaları yok mu? Saçları vatan, sarıldığımız ise aslında Anadolu.

Senin düşlerin dağılmış Anadolu’nun dört bir yanına, karanlık sokaklara ışık dağıtmak için. Tabiata cemre düşerken,  Senin; vergiye, ülke sevdasına dair anlattıkların yankılandı asumanda, bahar olup düştün yüreklere.” Halkımız kurtuluşa, olan inancı ile elinde ne varsa ordusuna ve devletine esirgemeden vererek, Kurtuluş Savaşı’na canıyla ve malıyla katıldı. İki öküzü varsa birini... Yani sizin anlayacağınız; atını, eşeğini, katırını, tahılını ve hatta en seçkin evlâtlarını ordusuna verip, Çanakkale, Sakarya, Kocatepe Destanları’nı yarattı. Onlar öldüler ama bize güzel bir vatan bıraktılar. Sizde sevin bu ülkeyi, Annenizi sever gibi lâkin hamasî nutuklardan uzakta, laf değil; iş yapma kabiliyetiniz olsun! Değer üreten; üretirken de, veren el olun!”

İşte o zaman biz anladık ki: Makro ve mikro planda bütün sosyo-ekonomik kurum ve birimler yoğun bir etkileşim içerisinde yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Bu minvalde sağlık yatırımlara samimiyetle imza atanlar geleceğin Türkiye’sini kurgulayacaktır.  

 Gazetede, Anadolu’nun “veren eli” vergi rekortmeni… Konyalı Şeker’in Sivas’a uzanan kutsal elini okurken nemlendi gözlerim, önce yakın gözlüklerim sonra gazete düştü, elimden. Birden kayboldu. Gecenin içinde heyulâlar. Ay yüzün belirdi, yıldızsız gecede. Yine, yakında gerçeğe dönüşecek bir düşün dekorunu Anadolu’ya kuruyordun.

 Bir cümle ile nasıl anlatılır, bu sevdayla harmanlanmış kutsal yürüyüş? Mevsimin son üşüyen gecesi, çiğ olup yapışırken bozkıra; tarımdan sonra, enerjinin de başkenti olmaya hazırlanan şehir; gururla haykırdı: Uzun söze ne hacet, anladım, benim alın terim onlar, Konya dan Ülkeme Cemre olup düşen, senden öğrendiğim düşlerim!

Evet, senin şehrin ve de gururla gezdirdiğin Konya Şeker Fabrikası cemre misali hayat verdi doğaya, sınırları uzandı Âşık Veysel’in diyarına…

Hani hep derdin ya İşletmelerin Asıl Sermayesi; Gönül Sermayesi Günümüzde yaşanan çok yönlü değişim ve gelişim, coğrafi sınırları kaldırarak dünyamızı modern bir pazar haline dönüştürdü.

 Bu seyirde tanımlanan yeni parametrelerin ortak göstergesinde Yüreği Anadolu olan, bir liderle girme şansını yakalayan Konya Şeker bu modern pazarın her hanesine Cemre olup gönüllere düşme mutluluğunu bizlere yaşattı.

Önce çoban yıldızı olup havaya, yani Çumra’ya; sonra su olup, Beyşehir’e; Seydişehir’e Altınekin’e, Cihanbeyli’ye, Ilgına düşen Konya Şeker’den yayılan sıcaklık, şimdilerde toprağa düşüp Sivas da kara elmasla buluşmuş; Karapınar’a cemre olup düşmeye hazırlanmaktadır.

Bilmem şimdi nerde cemre olup, hangi yüreğe düşüp ısıtmaya hazırlanırsın.

Bildiğim ise bağrında açan güllerin, düşen her cemre de sana dua ettiğidir.

Adilce Cemre Çevirisi: Eskilerin cemre tanımlamasını zamana saygılı kalarak yüreğe düşen cemrelerle yeniden tanımlarsak:

 Kasımın kırk altısında, kırk gün 'tarım” seksen altısında da elli gün  'hayvancılık' başlar, böylece Anadolu’nun en zor zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olur. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca cemre düşer, enerji günleri başlar.

Halk arasında zor günleri arkada dolu dolu bırakmanın bir ifadesi olarak 'geldik yüze, çıktık düze' deyişi söylenir.

YORUMLAR

Yavuz Çolak

Canından bir parça değilse 'Zemheride beşiğine mi kalktım' dermiş atalar... Öksüzdü, yetimdi Anadolu, canından bir parça bildi; ana gibi, ata gibi gecenin ayazında sardı sarmaladı cemrelere ulaştırmak için... Vakti geldi; Anadolu'da kardelen, çiğdem derme zamanı...

Faik Özcan

Ne güzeldir şiir tadında Recep Konuk'u anlamak ve anlatmak.Şüphesiz onun gibi bir üretim lideri gelmedi bu topraklara hemşehrimizle gurur duyuyoruz.Onunla okumanın mutluluğu ise cabası

Ali Canan

tek kelime ile mükemmel,mükemmel bir lider ancak bu kadar duygusal anlatılabilirdi.

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı