Gerçek Kulis - Yavuz Çolak GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (3)
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 22.02.2013 - 09:30

GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (3)

Dünyanın en gözde başkenti olduğu; Alâeddin Keykubad’ın Cihan’a nam saldığı devrin Konya’sına uzanarak, seriyi tamamlamak istiyorum. Daha önceki bölümlerde, Konya’yı payitahtın merkezi olmaya götüren süreci yazmaya çalışmıştım.

Anadolu’da Selçukluların verdiği mücadele, altyapısını kurduğu devlet geleneği ve hüküm sürdüğü ülkenin her köşesine ördüğü yapılar sayesinde; hülasa, bu topraklara vurdukları mührün gölgesinde bin yıldır varlığımızı sürdürüyoruz…

Haçlı saldırılarına göğüs geren, Bizans’a karşı çelikten duvar ören ataların ömrü, daha önce de söylediğim gibi at sırtında ve gaza meydanlarında geçmiştir. Öte yandan Anadolu’da birliği sağlamak, devletin altyapısını kurmak ve yine kendi içinde de hâkimiyeti ele alarak Cihanşümul bir devlet yaratma ülküsü, Selçuklu Sultanlarının pek çoğunda mevcuttu. Kardeşi İzzettin Keykavus’un ölümü üzerine devletin başına geçen Alâeddin Keykubad’ın dönemi; Anadolu Selçuklularının zirve dönemi ve Konya’nın da ‘Yıldız Başkent’ olduğu dönemdir.

Kaynaklara göre, 1220 yılında tahta çıkan ve 1237 yılına kadar on yedi sene devleti yöneten Sultan Alâeddin’in dönemine yakından bakmak gerek. Dünya siyasetine yön verecek bilgi ve yeteneğe sahip olduğunu; ileriyi gören, devleti ve milletinin başına gelebilecek tehlikeleri sezen dahi bir sultan olduğunu, tarihçilerin yazdıklarından anlayabiliyoruz. Konya’mızda yer alan tarihi eserlerin ve önemli yerlerin adı hep onunla anılmaktadır. ‘Alâeddin Tepesi’ ‘Alâeddin Camii’ ‘Alâeddin Köşkü’ sayabileceğim örneklerden birkaçıdır.

Şahsım adına söylemem gerekirse, bu şehirde benim içimi hep yakan bir sancı var ki; bugün bir duvar parçasının bile kalmadığı, dillere destan o ünlü ‘Konya Kalesi’ neden ayakta değil acaba diye hayıflanıyorum. Bu kalenin hikâyesini okuyup araştırdığım kaynaklardan, Alâeddin Keykubad’ın nasıl bir başkomutan ve lider olduğunu anlamak zor değil. Geçmişte Konya üzerine yapılan her akın ve seferlerde taş üstünde taşın kalmadığını, acıların yaşandığını görerek; ayrıca düz ovada kurulduğu için savunulmasının zor olduğunu düşünüp, başkentini güvence altına almak istemiştir. Birde çok önemli bir ayrıntı, kale yaptırma fikrinin altında yatan şahane bir öngörüsü var. Giderek zenginleşen Selçuklu Emirleri ve yüksek kademelerdeki devlet adamlarının gevşemesini önlemek, bu durumun yarattığı zevki sefaya dalma tehlikesini ortadan kaldırmak istemiş; onların arasında bir rekabet ortamı yaratacak şekilde tedbirlerle, kale yapımında servetlerini harcattıracak bir yarış başlatmıştır. Yapılacak surların bedenlerine altın harflerle isimlerini kazıttıracağını duyurduğu emirlerin, gerçekten de gözünü kırpmadan servetlerini harcadıklarını okuyoruz kaynaklardan. İç Anadolu’nun her köşesinden kağnılarla taş taşıyarak, dört ana ve sekiz tali kapıdan meydana gelen ünlü Konya Kalesi tamamlandığında, kim bilir neler yaşandı?  Bilinen bir şey varsa, olanca heybetiyle ovanın ortasında bir altın madalyon gibi duruşunu yüzlerce yıl korumuş…

İ.Hakkı Konyalı’nın eserlerinden birinde okumuştum; Sultan Alâeddin, yanında Mevlâna’nın Atası Sultan-ül Ulemâ Bahaüddin Veled olduğu bir zamanda kaleyi birlikte gezdiklerini ve şeyhinin düşüncelerini merak ettiğini yazmaktadır. Rivayet edildiğine göre Bahaüddin Veled: “Azim bir kale olmuş; düşman oklarından, sel sularından ve her türlü tehlikeden halkını koruyabilir senin bu surların… Yalnız unutma! Yönettiğin halka zulmedersen, adaletli olmaz isen, o mazlumların dua okları bu kalenin duvarlarını delik deşik edebilir..!”

Devlet Adamı ve Ulema… Türk milletinin tarihine iyi bakıldığında, bu iki unsurun daima bir arada olduğu görülür. Danışılır, görüşülür ve kararlar birlikte alınırken, meşveret kuralı daima işletilmiştir. Her başarılı yöneticinin yanı başında, ulemadan bir aksaçlının olduğu görülür. Sultan Alâeddin döneminin ak saçlıları arasında başta Bahaüddin Veled ve Şeyh Sühreverdi gibi âlimleri; Şemseddin Altunba ve Celaleddin Karatay (Karadayı) gibi güçlü devlet adamlarını sayabiliriz.

Zaman zaman, okuduğum kitaplardan ve tarihçilerin yazdıkları makalelerden elde ettiğim bilgileri kendime rehber edinerek, Konya sokaklarına çıkar dolaşırım ve kale surlarının yerlerini bulmaya çalışırım. Hayal edip o devri gözümde canlandırmaya çalışırım. Çocuklarıma, meraklılarına anlatır, misafirlerim olursa götürür tarihi mekânlarımızı gezdiririm. Kalemiz; Evliya Çelebi’nin yazdıklarının ışığında, 17. yüzyılda ayakta olan kısımlarıyla bari günümüze ulaşabilseydi keşke diyorum. Diğer önemli Selçuklu Şehirlerimize baktığım zaman, Kayseri’yi, Alanya’yı kıskanmıyor değilim; ne olurdu sanki bizim kalemiz de sapasağlam dursaydı! Neyse daha fazla deşmeyelim yaralarımızı...

Gelecek bölümde konunun devamında, Alâeddin Keykubad devri Konya’sı hakkında bildiklerimizi yazmaya devam edeceğiz. Sağlıcakla kalın…          

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı