Gerçek Kulis - Erdoğan Nesimioğlu MARKALAŞMA BİR KÜLTÜRDÜR
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Erdoğan Nesimioğlu 30.01.2013 - 09:57

MARKALAŞMA BİR KÜLTÜRDÜR

Marka ve markalaşma ile ilgili sözleri son yıllarda çokça duymuşluğumuz vardır. Markanın önemi özellikle son yıllarda giderek artıyor ve yaygınlaşıyor.

Yani her kurum veya firmada marka oluşturma çalışmaları hız kazandı.

Artık, herkes markalaşmanın önemini kavradı.

Peki, biz marka oluşturmanın yada markalaşmanın neresindeyiz?

Peki, biz markalaşmaya istenildiği kadar önemi veriyor veya gerektiği kadar özeni gösteriyor muyuz?

Marka, bir kavram olmakla birlikte sadece bir ürünün logosu ya da bir kutunun üzerindeki amblemden mi ibaret?

Marka’nın bir amblemden ibaret olmadığını sanırım herkes biliyordur.

Markayı oluşturan fikir ve uygulamaların, bir firmanın kişiliğini, gelecek projelerini, sektör içerisindeki konumunu belirleyecek önemde anlaşılır olması gerektiğini dünya alem biliyor artık.

Marka ve markalaşmanın önemini artıran olgular sadece bir firmanın kendi ürününü tutundurma çabaları olarak da görülmemeli.

Yani, firma veya sektörün dışındaki gelişmeler de markalaşmaya çok çok önemli bir işlev kazandırıyor.

Örneğin, Dünya Ticaret Örgütü’nün bazı sektörlerde veya ürünlerde kotayı kaldırmış olması, markaya olan önemi daha da önemli hale getiriyor.

Bu ve buna benzer gelişmeler, yani kota ve benzeri sebepler iç ve dış pazarlarda rekabeti körüklerken, markalaşan ve kendisine marka oluşturan firmalar ise bu gelişme karşısında yarışta bir adım öne çıkacaktır.

Ülkemizin ekonomik ölçeğinde marka kültürünü yakalamak tüm ülke vatandaşlarının, devletin ve ekonomik birimlerin ortak çabasıyla mümkün olacaktır.

Yani, başka bir ifadeyle firmanın oluşturduğu markaya sahip çıkmak, onu her alanda kullanmak bize düşen yurttaşlık görevlerimiz arasında bulunduğu ifade ediliyor.

Marka olmanın veya markalaşma yoluna gidilmesinin ülkemiz açısından da önemli olduğu vurgulanıyor.

Dünyada ekonomik rekabetin acımasız bir savaşa dönüştüğü günümüzde, firmalarımızın gerek AB ülkeleriyle, gerekse diğer gelişmiş ekonomisi olan ülkelerin piyasalarında varlığını sürdürmesi ve tutunabilmesi için mutlaka ama mutlaka kendi markalarımızı oluşturmak zorunda olduğumuzu bilmek gerekir.

Yani, markalaşmayı teşvik etmekten başka yolumuz yok…

Marka diyerek geçmeyelim.

Yurtiçinde ve yurtdışında marka olmuş, ürününü tanınır veya güvenilir bir marka haline getirmiş irili ufaklı tüm firmalar, kendilerinden çok daha fazla üretim hacmine ve istihdamına sahip olan ama markalaşmamış firmalardan çok daha yüksek karlar elde edip, sadece markaları üzerinden büyük artı değer oluşturuyorlar.

Bu farkı yaratan unsur ise “kalite ve güvenirlilik” alanında kendisini kanıtlamış bir marka oluşturabilmekte yatmaktadır.

Bu konuyu kendi ülkemize veya kendi bölgemize indirgediğimizde ise bölgesel ya da ulusal, hatta küresel boyutta markalarımızın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Örnek vermek gerekirse, kısa zaman içerisinde yatırımlarıyla ve oluşturduğu katma değerle tarım sektörünün lider kuruluşu olan Konya Şeker’in TORKU markası dikkatimizi çekmektedir.

Yine Konya’da markalaşma yolunda ilerleyen pekçok firmamızı da örnek gösterebiliriz.

Ancak, benim dikkatimi çeken konu başka.

Yani, Konya olarak, Konyalı olarak markalarımıza gerektiği kadar önem veriyormuyuz?

Ben bu konu üzerinde durmak istiyorum.

Benim gözlemlerim, kendi bölgemizden çıkan ve dünya ile rekabette neredeyse başabaş bir mücadele sergileyen markalarımıza ve firmalarımıza sahip çıkmadığımızı gösteriyor.

Özellikle medya olarak “aman reklam yapmayalım” düşüncesiyle veya küçük hesaplar yüzünden gereken önemi vermiyoruz.

Yani, marka olan veya markalaşma adına büyük mücadele veren firmalarımıza gerek yazılarımızda, gerekse söylemlerimizde istenilen özeni göstermiyoruz.

Markalaşmanın önemini biliyoruz ama, nedense markalarımıza da sahip çıkmıyoruz.

Belki biraz ağır olacak ama, neredeyse markalarımıza ihanet ediyoruz.

Küçük bir örnek vermek istiyorum.

Bildiğiniz üzere Türkiye genelinde marka olan ve dünyada da adından sıkça bahsettiren Konya Şeker’in oluşturduğu bir TORKU markası var.

TORKU adı yine kentimizin markası konumunda bulunan Konyaspor adının önüne konuldu.

Yani, sizin anlayacağınız TORKU Konyaspor oldu.

Ve bu TORKU adının Konyaspor’a da ekonomik anlamda çok büyük katkısı olduğunu cümle alem görüyor ve biliyor.

Ama nedense, ulusal medya ve devletin televizyonu bile “Torku Konyaspor” adını kullanırken, bizim yerel basınımızda hala bazı arkadaşlarımız yazılarında veya söylemlerinde Konyaspor’un başına TORKU adını söylemekten veya yazmaktan imtina ediyorlar.

Hem de özellikle TORKU Konyaspor adını kullanmaktan kaçınıyorlar.

İşin en acı ve tuhaf gelen tarafı da bu olsa gerek!

TORKU, bu bölgenin, bu ülkenin bir markası olmuştur.

TORKU’yu oluşturan Konya Şeker’in temelinde onbinlerce üreticinin emeği ve alınteri vardır.

Bunu söylemekten kaçınmak kime nasıl bir yarar sağlıyor bilmiyorum ama, özellikle gazetelerin spor sayfaları bu markayı görmezlikten geliyor.

Bölgesine, ülkesine sağladığı katma değeri, devletine verdiği katkıyı ve insanlarına oluşturduğu istihdamı görmezden gelmek veya tüm bu yapılan hizmetleri yok saymak bence bu ülkeye ve insanlarına yapılmış en büyük vurdumduymazlıktır diye düşünüyorum.

Lütfen küçük hesapların içine girmeden bu ülkeye milyonlarca dolar kazandıran markalarımıza sahip çıkalım ve elimizden geldiğince bu markaları her alanda duyuralım ve duyurulmasına da katkıda bulunalım.

Yoksa, bunun bedelini hep birlikte ödemek zorunda kalırız.

Hoşça kalın…

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı