Gerçek Kulis - Yavuz Çolak GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (2)
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 24.01.2013 - 17:09

GEZ DÜNYAYI, GÖR KONYA’YI (2)

Süleyman Şah tarafından fethedilen Konya’nın, Anadolu Selçuklu Devletinin Başkenti olarak tarih sahnesine çıkışını bu bölümde yazmaya çalışacağız. İlk başkent İznik’in düşmesi üzerine, Haçlılarla büyük bir mücadeleye girişen I.Kılıçaslan’ın ömrü gaza meydanlarında, at sırtında geçmişti. Haçlılar; Kılıçaslan’dan yedikleri büyük darbelerle Anadolu içlerinde erimiş, fakat çok kalabalık oldukları için tamamen imha edilememişti. Güneyde İslâm beldelerinde; Urfa, Antakya ve Kudüs’te Haçlı Kırallıkları kurmaya muvaffak olmuşlardı. I.Kılıçaslan Malatya’yı devletin merkezi yaparak mücadelesini buradan sürdürmek istemiş; fakat onun da Büyük Selçuklularla davası bitmemiş ve Tutuş’un oğluna yenilerek Habur Nehrini geçerken boğulmuştu…

Oğullarından Şehinşah’ın dönemi kısa sürmüş, taht mücadelesini kazanan diğer oğul Sultan Mesud’la birlikte Konya, devletin yeni payitaht merkezi olarak tarihteki yerini almıştı. Konya’nın başkent oluşu, kaynaklarda yer alan bilgilere göre Sultan Mesud’un Anadolu Selçuklu Devletinin başına geçtiği 1116 yılı kabul edilir. Uzun süre devletin başında olan ve ömrü savaş meydanlarında geçen, 1155 yılına kadar devleti yöneten Sultan Mesud döneminde saray ve cami inşasına başlandığını kaydeden tarihçiler; konar-göçer Oğuz Türkmenlerini Konya ve çevresine ilk yerleştirenin de Sultan II. Kılıçaslan olduğunu, onun devrinde şehrin gelişmeye başladığı ve ilk mahallelerin oluştuğunu bildiriyorlar.

Konya’nın başkent yapılmasının nedenleri üzerine, kaynaklara başvurduğumuzda; Anadolu’nun önemli merkezlerine yakın oluşu, geniş bir ovada yer alması, konar-göçer hayatın olmazsa olmazı yaylak ve kışlak geçişlerine uygun olması gibi sebepler başta gelmektedir. Orta Asya steplerine benzeyen, hayvancılık yapmaya elverişli, uçsuz bucaksız otlak ve meralar Yörük Türkmen Aşiretleri için oldukça uygundur... Ayrıca Selçuklu siyasetinin temel hedefi olan Anadolu’da birliğin sağlanması, Bizans topraklarına nüfuz edilebilecek yakınlıkta, stratejik bir noktada olması; ticaretin ve ilimin merkezi yapma düşüncesine uygun bir başkent yaratma hedefi, Konya’nın konumunu güçlendiren sebeplerdi.

Bunların yanında, coğrafi şartların gereği şehrin savunması ve tahkimatın zayıf olması en büyük handikaptı. Haçlı seferlerinde yakılıp yıkılan şehir; iktidar mücadeleleri, beylikler arasındaki çekişmeler ve dışarıdan gelen her türlü saldırıların kolay hedefi haline gelebiliyor, yağmalanıyordu…

Bu durumu görerek, şehrin güvenliğini ve savunmasını güçlendirmek isteyen sultanlar tedbir almaya, ileri savunma hatları kurmaya çalışmışlardır. İlk fethedildiğinde, etrafı surla çevrili sadece Alâeddin Tepesi üzerinde yer alan Konya, başkent oluşundan sonra dışarıya taşmaya ve genişlemeye başlamıştır. Şehrin güvenliği tehlikeye düştüğünde, en büyük güvence Takkeli Dağ’ın zirvesinde yer alan Kevele Kalesi idi. Kaynaklarda Gevale, Kaballa gibi isimlerle de anılan bu kalenin doğal tahkimatı bile düşmanları yıldırmaya yetiyordu. İ.Hakkı Konyalı; taş, çakıl ve toprakla bile buranın savunulmaya müsait olduğunu yazar. Selçuklu ve Karaman oğlu devrinde çok önemli bir savunma merkeziydi.  ‘Rum’un Kilidi’ anlamına gelen Kevele Kalesi, Roma dönemine uzanan bir geçmişe sahip olup, Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar ayakta kalan bir kaledir. “Kevele Kalesine sahip olan, Konya’ya da sahip olurdu” diyen tarihçiler tarafından stratejik önemi özellikle vurgulanmaktadır.

Hem Sultan Mesud, hem de II. Kılıçaslan şehrin mimari yapılanmasına, devlet kurumlarının oluşmasına çok önem verirken, bir yandan da güvenliğin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapıyorlardı. Bizans ordularına karşı ileride savunma hatları kurarak, askeri üs konumunda yerleşim birimleri oluşturmaya çalışmışlardır. Akşehir, Uluborlu, Honaz çok hassas noktalarda yer alan ve ileri karakol görevi yapan yerleşim yerleriydi. Bunlar olurken,  Konya ikinci Haçlı saldırılarında yine işgale uğramış, şehir bir kere daha derin ızdıraplar çekmiştir. Bu acıların getirdiği savunma ve güvenlik siyasetinin bir başka ürünü de yanı başımızdaki Aksaray’dır. II. Kılıçaslan Aksaray’ı özellikle kurdurmuş ve ordugâhın merkezi yapmak istemiştir. Azerbaycan’dan gaziler, âlimler ve tüccarlar getirip yerleştirerek bir şehir kurarken, önemli bir gaza merkezi meydana getirmiş ve Konya’nın güvenliğini sağlamayı düşünmüştür. Bu yüzden Aksaray; Darü’z Zafer ve Darü’l Ribat isimleriyle de anılmaktadır…

Değerli okuyucular, konu döne döne Alâeddin Keykubad devrine doğru gelmekte; Konya’nın en parlak dönemine, kalelerle, saraylar, camiler ve medreselerle donatıldığı, ticaret ve kültür merkezi olarak anıldığı devrelere gelecek haftalarda değineceğiz. Selam ve hürmetle ayrılıyorum huzurlarınızdan…               

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı