Gerçek Kulis - Adil Giray KİM ÖZLEMEZ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 24.12.2012 - 10:28

KİM ÖZLEMEZ

Kim özlemez, geçip giden zamanı? Bir uçurtmanın kuyruğuna bağladığımız baharları, kâğıttan gemilerimiz alabora olurken çamurlu sularda, elmalı şeker diye, saatlerce ağladığımız yılları.

Küçükken bir pakette, sonsuz şeker olsa derdim.

Ağzıma atınca patlayan sakızlar… Deli gibi sağa sola koşarak yakar top oynamak, geç kalınca büyüklerden azar işitip; tek ayaküstünde bakmak yıldızlara…

Köyde tozu dumana katarak, defalarca ev-bakkal arası koşturduğumuz anlar.

Kışın bahçeye çıkamamanın mahzunluğunda, pencereden seyreder çamurlu sokakları,  bulutların ortasına güneşi kondurduğumuz, karakalem resimler çizerdik.

İsterdik ki, bir an önce yaz gelsin, yılkı atlara binelim yine top oynayalım. Terli su içtiğimiz anı hayal eder, soğuk zeminlerde beş taş oynardık. Merdiven altından göz kırparken kararan bulutlara lapa lapa yağan karın toprağa tutunmasını beklerdik. Kimse tutamazdı bizi yer beyazlara bürününce, kartopu oynamanın nefasetin de tüm ikazlara rağmen yalınayak yeniden açardık sokağa açılan kapılarımızı…

Bata çıka yürürken yollar da beyaz sevdalar saçlarımızda buz tutardı. En güzeli de sevgiliden gelen kartopu suratımız da dağılır. Anadolu çocuğu sevdiğine atardı kartopunu. Acılı severdik vesselam.

Mutluluğun kardan adamın burnuna havuç, gözlerine kömür takmak olduğu yıllardı.

Akşam mahallede yarım saat daha fazla kalabilmek için karın ağrısı çeker, hasta olduğumuza inandırmak en büyük çabamızdı.

 Uzaktayken kavuşmayı, tahta valizle babamın eve dönmesini özledim. Annemin yanında uyumayı bahçede kazanda kaynayan suda yıkanırken, gözümü yakan sabunu, en çokta saçlarımızda açan bayramları özledim. Mutfaktan mahalleye yayılan buhur kokusunda, Köfte-patates ikilisinin özlemin de dalardık uykuya.

İklime Rahmet dediğimiz sevgiye şemsiye açmadığımız yıllardı. Salıncakta salınırken yıldızlara uzanır, gökkuşağı özleminde kırkikindi yağmurlarına hazırlıksız yakalanırdık…

En çok ta erik ağacından bakarken dünyaya hayatın tam merkezine düşmeyi özledim. Kısa pantolon, dizlerim kanamış kimin umurunda.

Komşu bahçesinden kopardığım çağlanın lezzeti var hala damağımda ve göz hakkıdır koparın fakat dala zarar vermeyin diyen komşu teyzenin asaleti kulaklarım da…

Şimdi ruhsuz apartman yalnızlığı çeken mahallemim, o yıllar da duvarlarından sarkan sarmaşıkların kokusunu özledim.

Özlemek çocukken hep güzelliklerle ve heyecanlarla dolu olmuş.

Yıllar geçtikçe özlem yük katmış anlamına. Daha mantıklı daha ağır duygular girince hayatımıza özlemek bir iç geçirişe kadar gelmiş. Hafta içi günlerde Cumayı beklemek ve hafta sonuna özlem duymak olmuş.

Özlem duygularla daha iz bırakır olmuş sonralarda. Paylaşılan güzel zamanların, heyecanların ve ardında iz bırakan tüm anların bir bütünü gibi büyür olmuş özelden genele. Özlem denince aklıma balonlar gelir bir de… Bazen özlemlerimiz bir balonu ipinden tutarak bakmaktır ona aşağıdan. İpini bırakınca elimizden uçup gider ve gitgide yükselir. Yükseldikçe uzaklaşır ama uzaklaştıkça küçük gelmeye başlar gözümüze. Ve koskoca gökyüzünde birkaç dakika sonra göremeyiz bile artık ne rengini ne kendisini.

Kavuşmak varsa eğer hasret gecelerinin sonunda, ona ulaşana kadar geçeceğimiz basamaklardan daha hızlı çıkmak isteriz. Özlediğimiz şeye olan kavuşma inancımızdandır koşarkenki hızımızın artışı. Bazen ise içimizden öyle çok şey götürür ki, ertesi sabah uyandığımızda birkaç yük birden ağırlaştığımız bile olur.

İki ucu zağlı bıçaktır benim özlemim. Güldüğüm bir an sanki sırtıma sustalı saplanırcasına varlığını kafama vurur. Unutma der. Zaten unutamam ki !

Yanımda olduğunda yakındaki uzak oluşundur. Ortak kurulan bir hayali paylaşmaktır manzaralı bir yolda arabayla giderken. Canım kelimesidir yüreğimden çıkarcasına. Sana bir şey olursa yaşayamam ben demektir.

Arkandan bakmaktır el sallamak için. Gözlerine bakmak değil içine akmaktır çoğu zaman. Bir an kapalı olsa da gözüm açtığımda yanımda görmektir seni.

Işığı kapatıp kahvenin fincanda köpürmesini beklemektir beraber. Elime yapışan sakızı çıkarmaktır. İçine sıcak suyu koyduğunda rengi değişen bardağında beni hatırlayacağını düşünmemdir.

Ve benim sana olan özlemim: Asıl ben seni çok özlemişim. Deyişinin yanına o hayali çiçeği eklememdir. Biraz senden biraz benden. Bugün seni özlüyorsam bil ki asıl olan içimdeki sestir.

İnsanı kandil misali içine eriten özlemler de yaşanmak içinse, o kandil bitip mecburen sönene kadar yaşanacak demektir. Şimdi varsın terk etsin güzelden yana ne varsa, değil mi ki özlemek yaradılışın fıtratında var. Ey özlemleri biriktiren zaman, nasıl geçersen geç. Uzlet sancılarını yaşarken yakarım senden yana ne varsa. Ve ne zaman toprakla buluşur beden işte o zaman biter tüm özlemler.

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı