Gerçek Kulis - Yavuz Çolak ULEMÂ BİZDEN BİZAR OLURSA..!
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 21.12.2012 - 13:35

ULEMÂ BİZDEN BİZAR OLURSA..!

“Benyaşadıkça Kuran'ınbendesiyim, benHz Muhammed’in (sav) ayağının tozuyum. Biri benden bundan başkasını naklederse; ondan da bizarım, o sözden de...”

Basında yazılıp çizilen makale ve köşe yazılarında; seminer ve törenlerde Hz. Pir’in en fazla öne çıkan sözüydü. 739 sene olmuş vuslata ereli, başka şeyler de yazılıp söylendi, fakat Mevlana Hazretlerinin bizar olduğu konular özellikle öne çıkarıldı. Demek ki bir sıkıntı var! Fitne kazanı kaynatanlar çoğaldı demektir bunun anlamı…

Yıllarca gözlerinin içine baktık; bu uğurda söz söyleyen ilim adamlarının, yazarçizer takımının dağarcığında biriktirdiklerine kulak kesildik. Onların ne söyleyecekleri, hepimiz için çok önemli çünkü. Fakat bütün bunları okuyup dinledikten sonra, bu konuda bizim fikrimiz ne? İşte meselenin burası çok önemli, sorunlarımızın kaynağında hep bu var. Pek çoğumuzun kendi fikrini ortaya koyabileceği bir gayreti yok maalesef. Hal bu ki, okuduğunu anlayabilecek kadar akıl nimetini hepimize vermiş yüce Allah. Biz Konyalılara düşen sorumluluklar var; şehrimizin dışında kiminle tanışsam, her zaman bana en çok o’nu sordular. Biraz okuyup araştırsak, Hz. Mevlana hakkında bilgi sahibi olsak, fikir ve düşüncelerini yorumlamaya çalışsak bilgeliğimiz artacak, üstelik bizi kimse yanıltamayacak.

Kendimden örnekler vererek, meramımı daha kolay anlatırım sanıyorum. Mesnevi’yi okumayı çok istememe rağmen, kırk yaşıma gelene kadar nasip olmadı. Sadede gelelim, başucu kitabımız Kur’an-ı Kerim’in mealini ve Şefik Can tercümesi Mesnevi’yi aynı zaman diliminde; evimde birini, işyerimde birini okuyup anlamaya çalıştım. Uzun zaman aldı ama üç farklı meali ve Mesneviyi okumak kısmet olmuştu. Bunları neden anlatıyorum; çünkü hayatımda keskin değişikliklere yol açan kitaplardı. Ayrıca, ilkokuldan beri istisnasız tüm öğretmenlerimin okumamı önerdiği Nutuk da, en son bitirdiğim önemli eserlerden biri oldu. Her alanda, ilim tahsil eden ve âlim sıfatına eren büyüklerimizi dinlemeye, yazdıklarını okumaya hep muhtacız öyle değil mi? Buna kendi gayretinizi de eklediğinizde, işte o zaman yolunuz aydınlanacak, siz de kendi fikrinizi oluşturmada zorluk çekmeyeceksiniz; aykırı bulduğunuz fikir ve düşüncelerin peşine takılmayacaksınız. Dertlerimizin dermanı belli; Allah’ın ilk emridir, ne olur okuyun kardeşim, duyduklarıyla idare eden insan olmak istemeyenlere önerim budur…

Mesnevi’den bir damlayla konuyu pekiştirelim dilerseniz. Okuyucularımın da faydalanacağını umduğum fil hikâyelerinden biri, tam da düşüncelerimizi destekler nitelikte güzel bir konuyu içermektedir.

Hindistan’da; ömründe hiç fil görmemiş insanların, karanlık bir odaya kapatılan fili elleriyle yoklayarak tarif etmeleri istenir. Zifiri karanlıkta fil ile aynı ortamda bulunan insanlardan birine bu devasa hayvanın hortumu denk gelmiş. Avuç içiyle yoklayarak incelemesini tamamladıktan sonra, zihninde canlandırdığı hayvanı tarif etmiş; bu hayvan bir oluğa benzemektedir… Elleriyle filin kulaklarını inceleyen diğer bir kişi de; bu hayvanın tam olarak bir yelpazeye benzediğini iddia etmiş… Filin ayaklarından birine denk gelen üçüncü bir şahıs da; içeride direğe benzer bir hayvan olduğunu söylemiş… Nihayet, filin sırtını yoklayan bir kişi de; anlayabildiği kadarıyla bu hayvanın taht benzeri bir canlı olduğunu ileri sürmüş…

Eğer bu insanların elinde bir kandil, bir ışık kaynağı olsaydı diyor Hz. Mevlana; duygu gözüyle eksik olarak gördükleri bu hayvanı, baş gözüyle bir bütün olarak tüm azalarıyla birlikte görüp tarif edebilecek, içeride bir fil olduğunu anlayabileceklerdi diyor.

*     *     *

Bugün biz dünyaya hangi gözle bakıyoruz acaba? Anlayışımız, kavrayışımız hangi duyuların etkisinde? Meselelerimizi avucumuzun içiyle mi anlamaya çalışıyoruz? Duygu gözümüz mü, yoksa gören baş gözümüz ve aklımız mı bizi çekip çevirmekte?

Bu sorulara herkesin kendince bir cevabı vardır. Anlatılan hikâyenin özünde ışığa, kandillere olan muhtaçlığımız öne çıkarılmaktadır. Bakmakla görmek arasında fark vardır; gördüğümüzü anlamak, yolumuzu aydınlatmak için ihtiyacımız olan kaynağa dikkat çekilmektedir. İlim adamları, öğretmenler, kitaplar… Her biri ayrı ayrı bize karanlıkta yol gösteren mum, kandil ya da güneşe benzerler…

Bir kutup yıldızı gibi doğan ve sekiz yüz senedir insanlığa Konya’dan ışık saçan Mevlana Hazretleri; aydınlatmaya, yolunu şaşırmışlara rehber olmaya devam ediyor. O’na dil uzatan, söylemeye dilimin dönmediği yakıştırmalarla insanların gönlünü bulandıran, kafasını karıştıranlardan biz de bizarız. Hakk’ın huzurunda onlardan davacı olacağız.

Bu konunun devamında, haftaya buluşmak dileğiyle muhabbetle kalın…    

YORUMLAR

Sukuti

Sevgili kardeşim yazınızı okuduktan sonra ; gözlerimi kapatıp Mevlana Hazretleri ile Konya Sokaklarında Hakk ve Hakikat yolcuları gibi dolaşırken bulmak ne güzel bir nostalji oluşturmuştur gönlümüzde.....Selam ve hürmetler tüm Mevlanayı seven Gönül dostlarına olsun.

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı