Gerçek Kulis - Adil Giray SAĞOLASIN RECEP KAPTAN
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 16.09.2012 - 15:28

SAĞOLASIN RECEP KAPTAN

Türkiye’nin yıllardır değişmez bir hayali var, tarım gündeme geldiğinde, kırsal kalkınma denildiğinde özel önem atfedilen husus; “Tarım-Sanayi Entegrasyonu”dur.


Bu beylik lafı dinleyerek geçti gitti çoğumuzun ömrü.


Peki bu entagrasyon sağlanınca ne olacak?


Yani bu entegrasyonun sağlanmasından murat ne?


Birincisi, tarım ürünleri işlenebilecek.


Yani hiçbir ürün katma değerli hale gelmeden sektörden dışarı çıkmayacak. Hele hele sınırlarımızın ötesine hiç çıkmayacak.


İkincisi, üreticinin ürettiği ürün elinde kalmayacak, tarlada çürümeyecek.


Üçüncüsü, üreticinin ürettiği ürüne talep garanti altında olacağı için üretici ürününü yok paraya elden çıkarmayacak.


Dördüncüsü, sürdürülebilir bir tarımsal üretim sağlanacak.


Beşincisi, ürünün katma değerli hale getirilmesiyle tarım sektörünün toplam geliri ve refah seviyesi yükselecek.


Altıncısı, sanayi ile iç içe olan tarım sektörü planlı ve daha modern tarım tekniklerine kavuşacak, dolayısıyla da tarımsal üretimde verimlilik artacak.


Yedincisi, çiftçi gelensel ürünler olan arpa, buğdaya göre ekonomik değeri daha yüksek olan sanayi bitkilerini daha çok üretebileceği için çiftçinin refah seviyesi değişecek.


Teoride sıralananlar bunlar.


Peki bu o çok duyduğumuz, tarım sanayi entegrasyonunun gerçek hayatta uygulaması var mı?


İstisnalar hariç pek yok.


O istisnalardan, birisi de Konya’da.


Tüm Türkiye’ye ders olarak okutulacak büyük ve etkileyici bir “Tarım-Sanayi Entegrasyonu” yavaş değil, baş döndürücü bir hızla Konya Ovasında hayata geçiriliyor.


Bu beylik lafı teoriden pratiğe geçiren kurum; Konya Şeker.


Konya Şeker’i daha önce kimsenin yol almadığı bu fırtınalı denizde doğru rotaya sokup, yolunu kaybetmeden ilerlemesini sağlayan kaptan ise, Recep Konuk.


Bir çoğumuzun on yıl öncesine kadar hep duyduğu ancak uygulamasını bir türlü göremediği Tarım-Sanayi entegrasyonunun ne olduğuna, nasıl gerçekleştirilebileceğine, ne şekilde gerçekleştirildiğine Konyalılar olarak bizler şahitlik ediyoruz.


Coğrafya kitaplarında Konya’nın karşısında Türkiye’nin tahıl ambarı yazıyor.


Yani, buğday, arpa üreticisi bir Konya.


Buğday ve arpa geleneksel ürünler. Öyle ahım şahım bir tarımsal üretim tekniği ve teknolojisine sahip olmayı gerektirmiyor. Ağırlıklı olarak bu ürünleri üretiyorsanız, gelişmiş bir gıda sanayinden, teknolojinin varlığından söz etmek de imkânsız. Yani ikisinin adını yan yana duydunuz mu bilin ki, modern tarımdan, katma değerli bir yapılanmadan, büyük gıda sanayinden, gelişmeden ve kalkınmadan bahsetmek zor. Mesela pamuk öyle değil. Pamuk varsa, tekstil var demektir. Markalaşma var demektir.


İşte o Konya, yani tahılla anılan Konya 10 yıldır hızla kabuk değiştiriyor. Birçoğumuzun takip bile edemediği hızla yeni ufuklara ilerliyor, çok kısa aralıklarla yeni bir projeye ve yeni bir yatırıma ev sahipliği yapıyor. Daha birinin Konya’ya ve tarım sektörüne katkısını, hayatımızda neleri değiştireceğini, hatta değiştirdiğini dolu dolu konuşamadan, bir yatırıma kimimiz dua ederken, kimileri de öküz altında buzağı aramalarını tamamlayamadan (!), yani doya doya bel altı çalışamadan (!) gündemimize yeni bir proje, yeni bir yatırım giriyor.


Hepimizin, mesela sadece bir ülkenin topraklarından (Hollanda) bile daha büyük diye coğrafi olarak övündüğü Konyamız, artık o ülkenin kendi topraklarında üretmeyi başardıklarıyla elde ettiği bizim ülkemizin tarımsal cirosuna eşdeğerdeki tarımsal ciroyu Konya topraklarından da elde edilebiliriz fikrine dünkü gibi gülüp geçmiyor, olsa iyi de boş hayal, diyemiyoruz…


Hele bu iddiadaki kurum Konya Şeker, bunu da söyleyen Recep Konuk ise.


Dile kolay, 1954 yılında ilk fabrikasına kavuşan, yarım asır ikinci bir fabrikanın hayalini bile kuramayan Konya Şeker, 2004 yılında ikinci fabrikasını Çumra’da yapmış. Daha buna alışamadan, kimileri daha atacak çamur kararken, o fabrikanın tamamlandığı yıl doğan çocuklar daha okumayı yeni yeni sökerken, göz açıp kapayana kadar, 28 yatırımı daha tamamlamış.


Bu açıdan bakınca şimdiki nesil şanslı diyoruz. Biz beylik laflarla büyüdük, onlar büyürken onlara iş imkânı sağlayacak tesisler de birer birer yükseliyor, çoğalıyor. Yani masallarla büyümüyorlar.


Bazıları 8 senede 8 okkalı laf edemez, 8 hayal göremezken, 28 tesis tamamlamış Konya Şeker.


Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası 2004 yılından, yani Konya Şeker 50 sene sonra ikinci fabrikasına kavuştuğundan bu yana yaklaşık 2,5 kat büyümüş, kişi başına milli gelirimiz de ,iki katına çıkmış. Konya Şeker’in büyümesi ise 200 kat olmuş. Yani Türkiye büyüdükçe Konya Şeker’de büyümüş. O büyümede en önde koşanlardan biri olmuş.


Sadece kendisi mi büyümüş? Elbette hayır. Kendisi büyüdükçe çiftçisini de büyütmüş. Tarım sektörünü de büyütmüş. Konya’yı da büyütmüş.


Mesela, 2004 yılına kadar Konya Şeker üreticiden sadece şeker pancarı alıyormuş. O da şimdi aldığının anca yarısı. Dolar cinsinden bir sene de üreticisine toplamda 108.569.141 $  ürün bedeli ödeyebiliyormuş. Çumra şeker fabrikasını yapınca şeker pancarı kotasını ikiye katlamışKonya Şeker.


Çiftçiden aldığı tek kalem ürünün çeşidini de tonajını da katlamış. Mesela, patates ektirmeye, ektirdiği patatese Türkiye’de en iyi fiyatı vermeye başlamış. Donuk pazarına girer girmez pazarın %25’ine sahip olmuş. Şimdi pazar payındaki hedefini de Dondurulmuş Patates Fabrikasının kapasitesini iki katına çıkararak %50’ye çıkarmış. Üreticinin elinde kalan ufak tefek patatesleri işlemek, daha fazla patates ektirmek için de patates nişastası fabrikası kurma kararı almış.


Mesela biz bu yatırım olmasaydı tarım ülkesi diye övündüğümüz Türkiye’de patates nişastası üretilmediğini, üretilemediğini belki de hiç duymayacaktık. Öyle ya, çiftçinin elindeki patatesler, tarlada çürürken, patates para etmiyor diye, Nevşehir’de Niğde’de üretici karayolunu kesip eylem yapar, Ödemiş’te patates pazarında patatesin kilosu 8 kuruşa inince alacak verecek davasına millet bir birini kurşunlarken, patatesin nişastasının ithal edileceği nerden aklımıza gelecekti. Türkiye’de üretimi olmayan ve bizim topraklarımızda sanki patates üretilmiyormuş da mecburmuşuz gibi tamamını, öyle az buz rakam da değil hani, yıllık 30.000 ton patates nişastası ithal edildiği aklımızın ucundan bile geçmezdi. Ama ediliyormuş ve birileri bu gerçeğe gözünü kapatmamış. Ne yapmış, bu ithalata dur demek için patates nişastası fabrikası yatırımını başlatmış. Niçin? Daha çok patates ektirmek, çiftçiye daha çok kazandırmak için.


Tıpkı yağda olduğu gibi. Mesela Konya Şeker’in Ham Yağ Fabrikası sessiz sedasız önce ayçiçeği alımına sonra da yağ üretimine başladı geçtiğimiz günlerde. Tarım ülkesi diye övündüğümüz Türkiye’de tükettiği bitkisel yağın  yaklaşık 2/3’ünü ithalatla karşılayan, petrolden sonra en büyük ithalat kalemi yağ ve yağlı tohum olan ülkemizde bu tesis tek başına ülkemizin yağ ihtiyacının yaklaşık %8’ini karşılayacak. İthalatımızı da %10 civarında azaltacak. Yani üretmediğimiz, üretemediğimiz için dışarıya giden döviz, bölge çiftçisinin cebine girecek. Bunun ekonomik büyüklüğünün de 300-350 Milyon Lira (?) olacağı hesaplanıyor.


Ayçiçeğinin yanına kanolayı da ekledi Konya Şeker. Yani bu üç kalem ürünün bile çiftçinin gelir hanesine kattığı ilave kazanç 2000 yıllındaki toplam pancar ödemesinden kat be kat fazla. Öyle bugünkü fiyatlarla falan da değil. Dolar kuru bazında da tarımsal ciro bu üç ürünle katlanmış durumda. Buna katlanan pancar üretimi ile ödemesini ve yem fabrikasının devreye girmesiyle üreticiden Konya Şeker’in aldığı, arpayı, mısırı, Tohum üretim tesisinin devreye girmesiyle ektirilen sözleşmeli tohumlukları da eklediğinizde Konya Şeker’in 10 sene öncesine göre çiftçiye ödediği tarımsal ürün bedeli toplamda 3 katını geçmiş.


Turbun irisi ise heybeden çıkmak üzere.


Yani gördüklerimizi göreceklerimizi unutturacak bir yatırım var sırada, dünyanın en büyük Et-Süt Entegre Tesisi.


Tam kapasiteye ulaştığında günde 2.000 ton süt işleyecek. Yani çiftçiye günlük süt ödemesi neresinden bakarsanız bakın yaklaşık bir milyon dolar olacak. Yazıyla yazdık bir de rakamla tekrarlayalım, günlük 1.000.000 $. Yani yıllık 365 milyon dolar. Günde 1.200 büyük 3.000 küçükbaş kesimi yapacak. Yani besi için yapacağı ödeme için yıllık milyar doları telaffuz edebileceğiz. Kaç kalem üründe? Tek kalemde.


Konya’ya kuzeyden, güneyden, batıdan, doğudan hangi güzergahtan adım atarsanız atın sizi karşılayan, onlarca kilometre öteden karşılayan Konya Şeker’in evlat hassasiyetiyle yetiştirdiği, bölgenin Bozkır havasını değiştiren 7 milyondan fazla ağaçtan bahsetmiyorum bile. Artık gözümüz bu güzelliğe alışmaya başladı, bir Karadeniz kadar olmasa da ağaç ve orman bakımından daha da zenginleşeceğimize aklımız kesti. Şimdi gözümüz başka değişimlere takılıyor. Konya şeker’in her güzergaha kurduğu Tarımsal Sanayi Kampusleriyle gözümüz daha çok açılmaya başladı. Konya Merkez, Cihanbeyli, Altınekin, Meram (Kaşınhanı), Çumra, Seydibey.


Konya Şeker ağaçları gibi onlar da ilk haliyle durmuyor. Hangi kampusun önünden ikinci kez geçsek, biraz daha büyümüş, biraz daha boy atmış, biraz daha serpilmiş görüyoruz.


Ve onlar büyüdükçe biz şunu biliyoruz. Konya büyüyor. Konyalı iş sahibi oluyor. Konyalının tabağındaki aş artıyor. Konya çiftçisi daha çok üretiyor, ürettiğinden daha çok kazanıyor.


En önemlisi de tahıl ambarı Konya kabuk değiştiriyor, dünyanın gıda başkenti olma yolunda koşar adım ilerliyor.


Bu değişimden ürkenler var mıdır? Vardır elbette. Konya Şeker kimin ayağına basmışsa O’nun canı yanıyordur. Kimin ikbal hesaplarını bozmuşsa onların karnı ağrıyordur. Varsın onlar öküz altından buzağı çıkarmaya çalışsın. Atmak için çamur karmakla oyalansınlar.


Biz şunu biliyoruz artık; onlar öküz altında buzağı aramakla meşgulken, çamurlarını karıp atacak kıvama getirene kadar Konya Şeker yeni bir yatırımı daha hayata geçiriyor. Yani onlar ağzını açana kadar biz yeni bir yatırımı ve yeni bir gündemi konuşuyoruz.


Kısanın kısası şu, bu değişime hani beylik lafla tarım-sanayi entegrasyonuna kalbi destek verenler de, kem gözle bakanlar da Konuk’un ve Konya Şeker’in ürettiği proje kadar bile laf üretemiyor.


Bu değişimde bize düşen görev eğer verebiliyorsak bir Konyalı olarak katkı vermek, mücadeleye omuz vermektir. En azından Konya tarımının tarihi yeniden yazılırken elimizle yapacağımız katkı yoksa bile dualarımızı bu gayreti gösterenlerin üzerinden eksik etmemektir.


Başta da dediğim gibi bizim ömrümüz tarım-sanayi entegrasyonu tekerlemesi ile geçti.


Allah nasip etti, bunun dillere pelesenk olmuş bir laftan ibaret olmadığına gün gün, adım adım şahitlik ettik.


Ve artık şuna inandık, fukaralık kader değil. Hele hele bu kadar bereketli toprakların üzerinde oturup da fukaralığa katlanmanın, zengin toprakların fukara bekçileri olmanın, kader ile izahı hiç mi hiç mümkün değil.


Koca bir sektörün, koca bir ovanın, koca bir şehrin ufkunu açan, kalıplarımızı kıran, ezberlerimizi değiştiren Konya Şeker’e ve O’nu doğru rota da müreffeh bir gelecek hedefine yolunu kaybetmeden ilerleten kaptanına Allah güç ve kuvvet versin.


Varolasın Konya Şeker,


Sağolasın Recep Konuk;


Tarım-Sanayi entegrasyonu laftan ibaret değilmiş.

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı