Gerçek Kulis - Yavuz Çolak AYAZ’IN HİKÂYESİ-II
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 15.09.2012 - 11:16

AYAZ’IN HİKÂYESİ-II

Değerli dostlar; yazmak için seçtiğim konuları yarım bırakmayı sevmediğimden, başladığım konuyu tamamlamak üzere huzurunuzdayım. Tarihi meselelerimize merakım olduğunu, bu konularda da yazacağımı daha önce belirtmiştim. Lafı dolandırıyorum ama bu konuyu seçmekteki amacım, ‘Liyakat’ üstüne yazmayı deneyeceğim köşe yazıma da zemin oluşturmaktır…


Gazneli Mahmut ile Ayaz’ın devlet yönetimindeki uyumu ve başarıları pek çok kitaplara konu olmuş; Mevlana’nın Mesnevide yazdığı anlamı derin hikâyeleri arasına girmeyi de başarmıştır.


Gazneli Sultan Mahmut'un çok sevdiği genç Ayaz'ı kıskanan bir kısım yüksek rütbeli adamları, bir gün dayanamayıp:
“Sultanım, bu adamın ne marifeti var ki, ona otuz kişinin maaşı kadar maaş veriyorsunuz? Derler…
Sultan Mahmut bu soruya önce cevap vermez. Birkaç gün sonra o beyleri de alarak bir ava çıkar. Yolda; bölgelerinden gelip geçen, bulundukları yerin biraz uzağında mola vermiş bir kervan görürler. Sultan, beylerden birine:
“Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor?” Der. Bey atını sürüp gider, az sonra gelir:
“Kervan Rey şehrinden geliyor Sultanım” Der. 
“Peki, nereye gidiyormuş?” Deyince, cevap veremez! Bunun üzerine hükümdar başka bir beyi gönderir:
“Sor bakalım, kervan nereye gidiyormuş?” O da gider gelir:
“Sultanım, Yemen'e gidiyormuş” 
“Peki, yükleri neymiş?”
“O da cevap veremeyince, bu defa başka bir beyi gönderir:
 “Sen de git, kervanın yükünü bir öğren bakalım” Deyince, o da atını sürüp kervanın yanına gidip gelir:
 “Kervanda her cins mal var, fakat çoğu Rey Kâseleri Hükümdarım”
“Peki, Rey'den ne zaman yola çıkmış?” Deyince, o da susup kalır… 
Gazneli Mahmut; böylece otuz ayrı adamını birer birer yanına çağırıp, kervan hakkında merak edilenleri öğrenip gelmeleri için göndermiş, bilgi ve becerilerini sınamıştır.
Güngörmüş, tam bir adam sarrafı olan Sultan Mahmut, son olarak Ayaz'ı çağırır: 
“Ayaz, git bak bakalım, şu kervanın kaç adamı var?”
 Ayaz; saygıyla sultanı selamlar ve cevap verir:
“Efendim; kervan görünür görünmez, sizin soracağınızı tahmin ettiğim için gidip merak edilebilecek bilgileri öğrendim. Kervan Rey'den geliyor, Yemen'e gidiyor. Yükü ağırlıklı olarak Rey Kâselerinden oluşuyor. Kervanda; şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katır var… Şu kadar insan var, şu kadarı da silahlı…” diyerek kervan hakkında gerekli bütün bilgileri sıralar… 
Sultan Mahmut’un onca beyinin getiremediği bilgileri, Ayaz tek başına öğrenip getirmiş; üstelik bir emir bile almadan düşünmüş, karar vermiş ve uygulamıştır.
Hükümdar, beylerine döner ve:
“Ayaz'a niçin otuz kişinin maaşı kadar maaş verdiğimi şimdi anladınız mı? Gördüğünüz gibi; bu maaş, onun hizmetleri karşısında az bile!” 
Gazneli Sarayının seçkin beyleri, söylediklerinden utanıp başlarını yere eğerler…


Böyle testlerden başarıyla çıkan Ayaz’ın, Mesnevide yer alan inci ile imtihanını konu alan hikâyesini de kısaca özetleyip bitirelim yazımızı.


Sultan Mahmut; devlet erkânıyla yaptığı divan toplantılarının birinde, cebinden çıkardığı kıymetli bir inciyi önce vezirinin avucuna koyarak, ona bir değer biçmesini söyler… Vezir; incinin çok kıymetli olduğunu, en az yüz eşek yükü altın değerinde olduğunu söyler!


Gazne Sultanı Vezirinden bu inciyi kırıp, parçalamasını ister… Vezir; böyle paha biçilmez bir incinin parçalanmasına gönlünün razı olmayacağını, padişahın kendisine ve hazinesine bu kötülüğü yapamayacağını söyleyip af diler… Sultan, Vezirinin tutumunu takdir eder görünüp, hediyelerle ödüllendirir!


Aynı soruyu sarayın perdecisine sorup, inciyi parçalamasını emreder… Perdeci de böyle bir incinin ülkenin yarısına eşdeğer olduğunu; onu kırmaya elinin varmadığını, kırarsa padişahın hazinesine düşmanlık etmiş olacağını bildirir… Cevabı beğenmiş gibi davranan Sultan Mahmut, onu da ödüllendirdikten sonra diğer beylerini de aynı şekilde sınamıştır…


Hepsinin üç aşağı beş yukarı aynı cevapları verdiği divanda, Ayaz’a da sıra gelmiştir. İnciye bir değer biçmesi istendiğinde, Ayaz: “Sultanım bu incinin değeri benim söyleyeceklerimden fazladır” diye cevap verir… İnciyi kırıp parçalaması ona da buyurulunca; hiç tereddüt etmeden pırıl pırıl parlayan inciyi herkesin şaşkın bakışları arasında tuz buz ederek, padişahın emrini yerine getirir!


Ayaz’ın bu davranışını pervasızlık olarak görüp, onu kınayan beylere dönüp: “Ey benim büyüklerim! Padişahımızın buyruğu mu daha değerli, inci mi? İncinin güzelliği ve değeri gözünüzü kamaştırdı. Sultanı göremediniz… Ben gözümü sultanımdan ayırmam. Ne kadar değerli olursa olsun, bir taşı onun sevgisine ortak edemem” dedi…


Gazaba gelen Sultan Mahmut: “Uzaklaştırın bu aşağılık kişileri huzurumdan. Bir taş parçası uğruna buyruğumu çiğneyen bu adamlar, bulundukları makama layık değiller!” deyince; onları cezalandıracağını anlayan Ayaz, bağışlanmaları için sultana yalvarıp, affedilmelerini sağlar…


İşte sevgili dostlar; bir Türkmen çadırından alınarak Gazneli Sarayında yetiştirilen, yoksul ama onurlu bir köylü çocuğunun feraset dolu hikâyesidir bu. Armağan olsun bütün gençlerimize temennisiyle; selam ve saygılar herkese…

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı