Gerçek Kulis - Adil Giray YILDIZLAR ŞAHİTTİR ŞEHİTLERE
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 10.09.2012 - 12:18

YILDIZLAR ŞAHİTTİR ŞEHİTLERE


Her hüzünde yeniden açar düşlerin. Daha dün posta güvercinlerinin ayaklarına bağlamadık mı umutları? Tahta penceremize vururken, zemheri Kuşlar üşümesin diye içi geçmiş kömür sobasına inat penceremizi sonuna kadar açmadık mı? Ve kim vazgeçti ey dost sevgilinin kömür karası gözlerinden bir çırpıda, üşürken ellerimiz, yalın ayak mayına basarken düşlerimiz vatan aşkına söyle kim vazgeçti güzel çocukların yüzlerine masal anlatmaktan…


Şimdi içime vuran bir şehit mektubudur yokluğun. Yoksulluğun kadar, zengin vatan düşlerini bırakıp gidiyorsun. Ben, en çok annenin gözlerinde görüyorum. Bırakıp gittiğin boşluğu, Ummanlar dalgalanıyor Med-cezir dalgalarıyla düşüyor mezarının başına iki damla gözyaşı. Bir dalganın çekilmesi gibi çekiliyor evladını kaybetmiş annenin hayattan çekilmesi. Hayata dair tek tutunması ise, yaşlı kadının bir serçenin telgraf tellerine tutunması misali mezarının başına gelip dua okuma, toprağını sevme telaşı… Ellerin anam ellerin toprağa karışır. Bir yitiği ararcasına, hüzün çiçekleri ellerinden dağılır. Sevdamızı örten, kara toprağı kanatırcasına, Kim demiş toprak kara benim ülkemde hep kırmızı, senin, ağlamaktan kızaran gözlerin gibi, kızıl denizi bölen yüreğimi, kanatırcasına


Bir çift anne gözünde gideriyorum sana olan hasretimi. Şehit cenazesinde ağlanmaz diye içimize akıtmıştık ya gözyaşlarımızı ölen her şehidin arkasından sen diye ağlıyoruz ey dost.


Arkadaşımdı benim. Kardeşten öte, genç yaşta dul kalmış Fatma teyzenin biricik oğlu Abdülkadir.  İki ablanın küçük ağabeyi, babası, her şeyi Abdülkadir. Beraber ders çalışır, yazın ise birlikte iş aradık, sanayi çarşında. Uykusuz gecelerdi bizim boş vakitlerimiz. Seninle yıldızlar altında düşler kurardık. Tam uykuya yenilmek üzereyken gür sesinle konuşurdun. Şu yıldızlar var ya kardeşim; omuzlarımda olacak bu yıldızlar bir gün derdin.


Yıldız sevdasına kurdun düşlerini. Ben Gazeteci, sen ise pilot olacak, yıldızlara daha da yakından bakacaktın. Odanda asker resimleri, dilinde Tuna Nehri Türküsü… Ne çok ders çalışmıştık seninle hayallerimizi gerçeğe uyarlamak adına. Dünya ikbaline değer vermeyen iki zahittik sanki iki minik yürek. Az mı kurşun döktürdü annelerimiz nazar değmesin düşlerimize, diye.


Hatırlıyorum daha dün gibi aklımda. Bir cumartesi akşamı koşarak, kan ter içinde çalışın kapımı. Gözlerinde derin bir sevdanın mutluluğu nefes nefese konuşamamıştın da gökteki yıldızları göstermiştin. Ben, kuleli; kazandın mı? Deyince de uzun uzun sarılıp ağlamıştık kapı önünde.


Senin askeri okula gitmen ilk ayrılığımızdı. Bir ucu küllenmiş mektuplarda giderirken hasretimizi. Yemin töreninde yakışıklı bir teğmendi hasrete inat sımsıkı sarıldığım. İlk o zaman görmüştüm askeri alanı. Nizamiyede Fatma teyzenin sarmış olduğu dolmaları yerken fark ettim. Yıldızlardan henüz bir tanesi düşmüştü omuzlarına. Ama gökteki bütün yıldızlardan daha güzeldi. Omuzlarına konan tek altın sarısı yıldız


 İlk görev yerin İzmir Yeni Foça olunca hasreti bitirmek, adına ben de Yeni asır Gazetesi’nde işe başlamıştım. Şimdi senli günler, sanki çok önceden izlediğim bir film. Nöbetçi olmadığın zamanlar Karşı yakada güzel kızların gözlerine bakar hayata dair utangaç düşler kurardık. Ne çok sevmiştin 5. Nolu Bergama Sağlık Ocağında çalışan Filiz Hemşireyi. Uzun sohbetlerin sonunda sen bir türlü Filiz Hemşireye duygularını açamayınca, ben pat diye siz âşıksın arkadaş şarkısını mırıldanınca ikinizde yaramaz çocuklar gibi utanmıştınız. Hala her sevgilinin utangaç yüzünde görürüm sizin yetim aşkınızı…


Fatma Teyzemde sevmişti. Bu zarif göçmen kızını. Sen “göçmen kızı” türküsüyle dalıp giderken uzaklara annen “isteyelim şu kızı ailesinden”  deyince. Türkü düğümlenir boğazına. Doğu görevi, der. Sonrada susardın bir dervişin susması misali. Kapanırdı mühür dudakların. Hüzün havf ve fakra ait söz ve tavırların karşısında çaresiz hayırlısı olsun der çekilirdik odamıza. Yıldızlar çekilirdi gözlerinden, yıldızlar düşerdi omuzlarına.


Yağmurlu bir akşamüstü veda ettin bizlere. Kömür karası gözlü Filiz’ine, şiirler şehri dediğin İzmir’e. Son kez sarılırken annene “vatan kokuyorsun anne, ne olur ardımdan tasalanma. Senin kokunun olduğu, her yer vatan toprağıdır. Bedenim Gabar Dağlarında olsa da kalbim sizlerle” demiştin ben ağlamamak için zor tutarken kendimi, ilk ve son emrini vermiştin bana;


 “sevdiklerim sana düşlerimiz ise vatana emanet. Sakın aklından çıkarma…”


Ben ise kucaklarken içimden vermiştim emir gibi temennimi: Sakın ölme...!


 Sonsuzluğa yolculuğunun habercisi gibiydi son mektubun. En ince detayı bile anlatıyordun:


Sevgili Kardeşim, beni daha iyi anlaman için önce buraları biraz tanıtarak başlıyorum; mektubuma.


Kokurgan adı verilen derinliği 50 metreyi bulan çukurlar ve düşmana perde olan kayalıklar; girift bir bilmece sanki Mağaralar senin anlayacağın gazeteci kardeşim! Bu dağda mücadele yorucu ve yıpratıcı Bazen on metre ilerisini göremiyoruz Gabar ayna oluyor. Işığı yansıyor yüzlerimize o an işte o an sevgili dostum yavrusunu Pazaryerinde kaybetmiş annenin telaşıyla bakıyorum askerlerime. Evet, burası bir pazar ölümün her gün pazara çıktığı Gabar dağı, velhasıl kardeşim, Görmediğimiz düşmanla görünerek mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Bu, çilekeş resim Askeriçin her anıyla tehdit oluşturmakta.  Hainler arazi yapısından ötürü Gabar ’da kolaycasaklanırken; biliyor musun? Korkusuzca yürüyor anne yüzlü askerlerim onlara bakıp bastırıyorum size olan özlemlerimi koca adam diyorum kendime niye bu dalıp gitmeler filiz filiz özlemler… Can dostum, emanetlerimin gurbet bekçisi, olur ya zamansız düşersem toprağa, al bayrakla gelirsem huzura, anamın omuzlarına ört bayrağı, beni küçükken omuzlarında taşır gibi taşısın bayrağı, yıldızları ise sen al yiğidim. Ama asla sıkma avuçlarını, avuçların kanar dayanamam. Filizim ise henüz çok genç ona nasıl hatıra bırakayım. Değil mi ki biz önce vatanla sözlendik. Belki yeniden sever, gönlüm el vermez yas tutmasına, biliyorum kızıyorsun, ama daha henüz sevgili yirmi ikisinde, yani benim vatanla sözlendiğim yaşta.


Sevdiklerim önce Allah’a sonra sana; düşlerimiz ise vatana emanet. Gabar düşmana mesken olmuş. Hırçındır rüzgârı, toprağı mayın, kırkikindi yağmuru kurşun. Senin anlayacağın, mevsimsiz bir ihanet burada coğrafya Hakkını helal et kardeşim


Her ilkbaharda yeniden açan mevsime uyanan güller gibi son mektubun hala elimde yokluğun ise yoksulluğum olmuş taptaze içimde. İzmir’in midye kokan sokakları gibi sensizlik vurmakta yüzüme Meltem rüzgârları çoktan küsmüş şehre. Bir Hemşire Filiz birde ben varım bu şehrin güzelliğine küsmüş. Başka şehirlere kaçmak için hazırlık yapan. Ne var ki Fatma Teyzem direniyor yokluğuna şehitler mezarlığına götürüyor her gün onlarca yıldızı. Bizlerse yıldızlı gecelerde ziyaret ediyoruz kabrini. Yıldızlar kaymış omuzlarından gökyüzünde Samanyolu olmuş komutanım. Ve ben annenin gözlerinde bulurken vatan sevdalısı gözlerini Hala direniyorum hatırlarımızın olduğu, bizi sensiz bırakan bu şehre.


Emanetlerin nöbet tutmakta mezarının başında, bazen kızsam da bu erken gidişine, söyle kim vazgeçti desem de, yıldızlar kayar gökyüzünden yıldızlar konar omuzlarına. Omuzlarında götürdün tüm yıldızları. Belki de, bu yüzden bu kadar karanlık gece. Yıldızlar ellerimde avuçlarım kanamış. Şeytani şerareleri, gülerken simli aynalarda, benden akan ne ki sizlerin kanı boğar bu kirli yüzleri. Anladım ki yokluğun ihanetin yağmur olduğu ülkemde, yıldızlara göz kırpmakmış. Omuzlarında öksüz kalan yıldızlar kanarken, ellerimde.


 Bizler; sen ve silah arkadaşların sayesinde rahat uyduk. Sen de rahat uyu gittiğin yerde. Emanetlerin yaşama direncimdir komutanım. Emanetlerin hesabımdır; vatan borcudur. Ne zaman gökte yıldız tükenir. İşte o zaman, o zaman tükenir borcum...


Adilce Tespit: Kayan her  yıldız, bir şehide şahitlik eder

YORUMLAR

Nihat Çelikol

okurken ağlamamak elde değil!Yüreğimize işledi yazı

Edip Cansevere

Artık dilek tutmuyorum kayan bir yıldız gördüğümde… Sessizce dua edebiliyorum sadece… Gözyaşlarım, usulca damlıyor yüreğime, kalıyorum öylece… Hayal kurmak istiyorum ve şehit askeri düşünüyorum cennette; Yeniden küçük bir çocuk olmuş koşuyor çimlerde, bu sefer elinde oyuncak bir tüfekle… Ve annesi de bakmaya kıyamadığını seyrediyor, yüzünde mutlu bir gülümsemeyle… Cansen Erdoğan

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı