Gerçek Kulis - Yavuz Çolak AYAZ’IN HİKÂYESİ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Yavuz Çolak 15.08.2012 - 09:30

AYAZ’IN HİKÂYESİ

Ünlü Gazne Sultanı Mahmut, maiyetiyle birlikte ava çıkar. Peşine düştüğü bir ceylanı kovalarken gruptan kopar ve ormanın derinliklerine dalar. Kan ter içinde kalmış bir vaziyette, uzaktan gördüğü bir çadıra doğru sürer atını…


Sırtında koyun postundan yapılmış bir elbise ve ayağındaki çarıklarıyla, yoksul bir Türkmen delikanlısı karşılar Sultan Mahmut’u… Selam verip, bir tas soğuk su isteyen atlıyı tepeden tırnağa süzerken; kılık kıyafetiyle, duruşuyla karşısındaki şahsiyetin önemli bir devlet büyüğü olduğunu anlamıştır…


Efendim; size suyumuzdan ikram ederim başım üstüne, fakat buz gibi soğuk ve içimi çok hoş bir pınarımız var biraz uzakta, babam su doldurmaya gitti sizi biraz bekleteceğim için bağışlayın.


Delikanlı sorularla, havadan sudan konularla Sultan Mahmut’u yarım saat kadar oyaladıktan sonra, izin isteyip çadıra gider ve bir tas suyla döner!?


Gazne Sultanı, ikram edilen suyu içer fakat bu duruma bir anlam veremeyip sorar: “Biraz önce bana, babanın su doldurmaya gittiğini söylemiştin. Şimdi ise içeriden suyu doldurup geldin, beni niçin beklettin?” deyince…


Efendim; atınız da siz de terliydiniz, size o haldeyken su verseydim hastalanabilir, kendinizi tehlikeye atabilirdiniz! Sizi beklettiğim için bağışlayın.


Bu yaşta bu feraset, bu ince davranış derinden etkilemiştir Sultan Mahmut’u. Gördüğü hürmet çok hoşuna gider… Adının ‘Ayaz’ olduğunu öğrendiği genci, gözü tutmuştur. Ailesini çağırtıp, onu sarayına götürmek ve yetiştirip maiyetine almak istediğini, devlet hizmetinde yararlanmak istediğini bildirir. Anasının, Babasının rızasını aldıktan sonra, onlara ihsanlarda bulunup Ayaz’ı yanında götürür…


Ayaz; kısa zamanda kendini ispat edip yükselmeye başlar ve sarayın gözde adamları arasına girer. Devlet makamlarını birer birer aşıp, vezirlik makamına kadar gelir. Padişahın çok güvendiği, görüşüne çok değer verdiği bir insandır artık. Sultan onu her konuda sınamış, liyakatine güvenip baş vezirlik makamına yükseltmiştir… Fakat bu emin adımlarla yükseliş, sarayda birilerini rahatsız etmeye, kin ve haset tohumlarının yeşermesine de sebep olmaya başlamıştır. Ayaz’ı kıskananlar; onun açığını bulup ayağını kaydırmak için fırsat aramaya ve dalavereler çevirmeye çoktan başlamışlardı.


Ayaz; sarayda kendisine küçük bir oda ayırtmış, gün içinde birkaç defa oraya girip çıkmaya başlamıştır. Kapısına sağlam bir kilit astırdığı bu küçük hücreyi, her giriş çıkışında kilitlemeyi ihmal etmez olmuştu… Dedikodu kazanı kaynamaya başlamış, fırsat kollayanlara gün doğmuştu. Baş vezir olarak, sarayın hazinesinden de sorumlu olması, Ayaz’a husumeti olanların ekmeğine yağ sürüyordu. Sarayın hazinesinden aldığı altın ve mücevherleri kendi odasına yığarak servet yaptığı, devleti dolandırdığı dedikoduları padişahın kulağına kadar varmıştı! Ayaz’ın rakipleri toplanıp Sultan Mahmut’un huzuruna vardılar ve şikâyet edip görevden azlini istediler.


Ayaz’ı çok seven, böyle bir ihanete asla ihtimal vermeyen padişah, duruma çok üzülür. İnanmasa da içine bir kurt düşmüştür yalnız! Vezirinin düşmanlarına döner: “Size izin verdim gidin o kapıyı kırıp içeriye bakın! O odanın içinde gizlediğini iddia ettiğiniz hazineyi bulursanız sizindir! Yalnız bu söyledikleriniz doğru çıkmaz da, Ayaz iftiraya maruz kalırsa sonucunu düşünün!” diyerek buyruğunu verir…


Hazinelere de kavuşma hayali ve heyecanıyla akşam karanlığını bekleyenler; Ayaz’ın kilitli tuttuğu kapıyı kırıp içeri daldıklarında, gördüklerine inanamayıp hayal kırıklığına uğramışlardı. Gördükleri manzara; yerde serili bir hasır, üzerinde bir namaz seccadesi ve tam karşısında duvara asılı bir çift çarık, yanında da koyun postundan yapılmış bir eski elbise?! Penceresi perdelerle sıkıca kapalı bu esrarlı hücrede, gördüklerine bir anlam veremeyen gözünü hırs bürümüş adamlar deliye dönmüştü. Çaldıklarını kamufle etmek için böyle yaptığını düşündüler ve odanın zeminini kazmaya başladılar. Sabaha kadar bütün odanın altını üstüne getirdiler, fakat hazine şöyle dursun, dünya matahı sayılabilecek en küçük bir ize bile rastlamadılar…


Hem mahcup, hem hayallerini yitirmiş ve hem de can derdine düşmüş vaziyette huzura varıp sultanın ayağına kapandılar. Canlarının bağışlanması için yalvardılar… Ayaz’ı da çağırdılar huzura… Sultan Mahmut; o adamların hükmünü Ayaz’ın vermesini isterken, gizli gizli girip çıktığı bu gizemli odanın sırrını da kendisinden duymak istedi.


Sultanım! Bu insanlar benim hakkımda yanıldılar, fakat hatasız kul olmaz, hepimizin olduğu gibi. Onları bağışlamanızı diliyorum, kendilerinden devlet hizmetinde faydalanmak, tecrübelerinden yararlanmak için onlara bir şans daha vermek, sizin şanınıza yakışır… Kilit altında tuttuğum özel odaya gelince; ihtiyaç duyduğumda, bu hücreye çekilip ibadetimi yapıyordum. Siz beni bir çadırdan alıp, sarayınıza getirdiğinizde sultanım; ben ayağı çarıklı, sırtında pöstekisiyle bir köylü çocuğuydum. Beni yetiştirip bu makamlara layık gördüğünüzde, şu üstümdeki pahalı giysilere kavuştuğumda, hep ayaklarımın yerden kesilmesinden korktum! İçinden çıktığım o postu ve çarıkları duvara asıp hep dua ettim; ‘Allahım bana aslımı ve geldiğim yeri unutturma’ diyerek…


Nasipse gelecek yazımızda bu konunun devamını getirmek istiyorum inşallah. Kandiliniz ve Bayramınız mübarek olsun şimdiden. Allah her daim devlete ve millete yeni ‘Ayaz’lar bahşetsin… 

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı