Gerçek Kulis - Adil Giray SUDA YANAR ATEŞTEN FİRAR ETMEYİZ
Konya'da 'Ladikli Ahmet Hüdai' anıldı Üniversite adaylarına 8 altın öğüt! Konya'da otomobilin çarptığı yaya öldü Emekliye 152 lira! Trafik sigortası priminde resmi indirimler başladı Karaman'da trafik kazası: 9 yaralı Hız tutkunları Konya'da buluştu Konya'da trafiğe kayıtlı araç sayısı açıklandı Aşırı sıcaklar geliyor Konya'da inşaatın yedinci katından düşen işçi öldü

Adil Giray 03.08.2012 - 08:32

SUDA YANAR ATEŞTEN FİRAR ETMEYİZ

Bir şarkının nakaratını yaşadığımız yıllardı.


“Gözler kalbin aynasıydı” özler asla yalan söylemezdi.


Genç kızlar kanaviçe düşler içinde bir ömrü, bir duruşu, beyaz patiskaya işler


İğne oysa sevdalar için, çeyiz sandıklarına büyük bir aşkı biriktirirlerdi.


Düğünlerde bir paket sakıza, yorganlar kaplanır; aynı sevinç birlikte yaşanırdı.


Delikanlı olmak ise öyle, yaşla başla gelen bir zamanın hediyesi değildi.


Önce adam gibi bir duruşu tespihi taşır gibi taşımak, bire inanıp biri sevmek gerekirdi.


Namus delikanlının yüzünde sokak lambası misali mahalleyi aydınlatmalı


Delikanlıların olduğu yerde mahalle sakinleri huzur içinde uyumalıydı.


Bekçiler değildi, mahalleyi koruyan, başı hep önde gezen delikanlılardı.


Çocuktuk, İzzet Bey mahallesinde koşup oynayan salça ekmeğe, şekerli margarine dünyaları değişmeyen


Analarımız vardı beyaz tülbentleri misali inançlarıyla; kara yazgıları dualarıyla temize çeken


Ekmek yapan, erişte kesen, eşinin ellerine Çarşamba Çayı olup; coşkuyla abdest suyu döken


Anlarımız vardı saçlarını yavruları için süpürge eden!


Ve eli öpülesi öğretmenlerimiz vardı.


Siyah önlük düşlerimizi karartıp, beyaz yaka boğazımızı sıkarken; inadına bizlere “Yarınlar güzel olacak türküsünü öğreten”


Nefes alıp veren kireç kokulu evlerimiz henüz yenilmemişti apartman dairelerine


Ocakta duman tüter, sevda taze ekmek kokusu misali yayılırdı tüm sokağa


Hâl böyle olunca “sevda baştan gitmezdi sarılıp yatmayınca”


Zor olmasına zor yıllardı


Lakin komşuların dostluğu, kimseyi kimsenin külüne muhtaç etmezdi.


Hepimiz bilirdik ki, insanlık henüz ölmemişti.


Paranın hükmü, yalanın himmeti asla ikametgâh belgesi alamaz aşkın hikmeti, kimseyi yolda bırakmazdı.


Konuk evlerinde misafirler paylaşılamaz, herkesin bu yalan dünyada misafir olduğu hocalar tarafından ilk ders olarak belletilirdi.


Hocalar demişken, çocukça düşlerde sığınığımız fergaba geçince şeker dağıttığımız o mistik havayı, yani yüreğimizi cem eden camileri, söyleyin kim unutabilir ki?


Ne zaman iyi adamları bir bir uğurladık dönülmeze


Önce evlerimizi takas ettik kat karşılığı düşlere


Sonra bize ne oldu? Nereye gitti bu güzel dünya sorularını sormaya başladık.


Suda yanar ateşten firar etmeyiz
Gönlümüzde aşk varsa zarar etmeyiz
dünyada garibiz alkışla gitmeyiz
Biz aşığız gözyaşı mülktür ömrümüze


Şiirlerini güller kurutup defter arasına yazmayı unuttuk


İşte o zaman gerçek uyanmaya hazırlanırken, yalan dünyanın etrafını tur atmaya başladı.


Bir garip insanlarla doldu taştı etrafımız.


Ekmek yediği kaba ihanet eden, kişisel menfaatini toplumun menfaatinin üstünde gören


Din adına yalan söyleyen, ahde vefa nedir bilmeyen…


Bir garip tür türedi.


Tür diyorum


“Ölen hayvandır, âşıklar ölmez” diyen Yunus’dan alıp öğretiyi


Yazık!


İşte o gün bugün arkamıza bakarak yürüyor


Nerde adam gibi adam görsek hasretle kucaklıyoruz. Biraz insanlık bulaşsın diye…


Velhasıl sevgili okurlarım insanlığın her geçen gün biraz daha kan kaybettiği günümüzde


İş ve aş üreten, bildiği ile olan insanlar için bu mübarek aylarda biraz daha fazla dua edin.


Edin ki her gün kirlenen dünyada, çocuklarımıza biraz daha temiz nefes bırakalım.


Adilce Tespit:Eskiden meyve veren ağaca bile kimse taş atmazdı. Herkes önce kendi kapısını süpürür. Sonra tüm dünyanın temizliği için dua ederdi. Zira eskiden çok iyi bilirdik ki; Musa aşkına bakmalı dağlara, İsa misali günahı olmayan ilk taşı atmalıydı günahkâr sandığına


İşte ancak o zaman, sevebilirdik Muhammet(S.A.V) musap aşkına…


Adilce Şiir:


Şimdi sevmeyen giymesin bu Melami hırkasını


Yüreğini ateşte yakmayan


Secdede buldum sanmasın hakkı


Eğer veremiyorsa seccadenin hakkını


Düşman bilip bizi, taşlamasın ey sevgili


Adilce taşlama:Beyhude geçiyor derken, yüzlerinde mürailiğin damgasını taşıyan beyzadeler peyda oluyordu pejmürde gecelerde sığındığım hayallerime. Uykum en azılı firari olup uykusuzluğu da vuruyordum alnının çat yerinden. Sözler vardır söyleyeni belli ağırlığı belli. Bir de söz vardır söyleyenin dilinden döküldü mü sorgulanmaz. Çünkü sevmek karşılıksızdır. İyi ki dilin kemiği yok. Çıkmazdı yoksa dehrin kuyusundan bu inciler.

YORUMLAR

Naci Kalay

Ben diyorum ki bu kadar güzel tespitle mahalle baskısı olmadan güzel bir mahalleden eser.Rüzgarınız hiç dinmesin kaleminiz susmasın.Tebrikler

Yavuz ÇOLAK

Yüreğine sağlık be kardeşim... Eski günleri yeniden yaşamış gibi olduk, adamlığın göğe ağmadığı zamanlara götürdün bizi. Oh be kendimize bi gelelim şöyle...

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı